“The Wire” Üzerine

Posted: Temmuz 24, 2011 in Sinematik

Birçok sinemasevere göre gelmiş geçmiş en kaliteli yapım

Evet uzun süredir yazmıyorum farkındayım, bu sürekli yazma olayına kendimi bir türlü alıştıramadım ama yavaş yavaş daha fazla içerik bulma moduna gireceğim yakın zamanda. Bu yazının konusu bazılarına (ve benim şu ana kadarki izlediğim diziler arasında) gelmiş geçmiş en kaliteli yapım olan “The Wire” adlı dizi.

Dizi Baltimore’da uyuşturucu ticaretini ve polislerin takibini konu alan bir sezonla başlıyor ancak ilerki sezonlarda liman ticaretindeki oyunlar, politik yozlaşma ve medyadaki oyunları görüyoruz. Ön plana çıkartılacak birçok şey var dizi hakkında ancak bahsedilmesi gereken ilk şey oyuncuların karakterlerine tamamen oturduğudur. Yapım yüksek oranda oyunculuk talep ediyor mu? Bence hem hayır hem evet. Hayır çünkü dizi bazı diğer dizilerin yaptığı gibi kamera açısı oyunları, slowmotion hareketler ve ufak ufak gizemler gibi oyunlara başvurmuyor dolayısıyla oyuncular karaktere bir kere girdiğinde geri dönmesi veya bir sahne için ayrı tepkiler oluşturması gerekmiyor. Evetin sebebi ise karakterlere verilen günlük hayat tepkileri ve diyaloglarının çok gerçekçi olması. Bu bazı oyuncular için sorun olmazken bazı oyuncular için olabiliyor. Ancak dizi bu konuda çok iyi iş çıkartmış ve oyuncuların karakterlerine kaybolmasını sağlamış.

HBO’dan kaliteli yapım beklemek son derece doğal gibi, her ne kadar son zamanlarda çerezlik olarak True Blood gibi bir yapıma da sahip olsalar da yapımcıların yalnızca arz-talep değil sanatı ve kaliteyi de ön plana çıkartmayı sevdiklerini biliyoruz.

You can't play for shit like this man, it's life

Dizinin yapımcısı David Simon eski bir gazeteci ve gazetede polis raporları bölümünde uzun yıllar görev yapmış biri. Diğer yapımcılardan Ed Burns ise dizinin geçtiği yer olan Baltimore cinayet masasında uzun yıllar görev yapmış. Bu durumda ortaya çıkaracakları yapımda da gördükleri gerçekten hiç kaçınmayıp “it is what it is” tadında bir yapım ortaya çıkartmışlar.

Dizinin başına elinize mısır alıp hadı şu bir saatte biraz dizi bakiyim diye oturmuş olabilirsiniz. Ama birkaç bölüm sonra öyle bir olaya ve hikayeye kapılıyorsunuz ki sanki o gün Baltimore’da olanları izliyormuşsunuz gibi sizi kendine bağlıyor bu yapım. Neredeyse hiçbir atraksiyona başvurmadan sadece hikayesiyle insanı izlettirebilecek dizi veya film azdır. Olanlar da başyapıt felan oluyor zaten. Bu dizi de böyle, hikayesini, karakterlerini, olaylara bakışlarını, gerçek hayatın kendisini izliyorsunuz “The Wire” izlerken ve dizi insanoğlunun limitleri ve seçimleri konusunda bir ders veriyor sanki. Zaten daha sonra yaptığım araştırmalarda da karakterlerin büyük bölümünün gerçek hayattan alındığını okumuştum. Spoiler vermeden bu tür dizileri anlatması zor oluyormuş onu fark ettim bir de bunu yazarken.

Diziyi birçok kişi bazı diğer başyapıtlar olan The Sopranos, Deadwood gibi yapımlarla karşılaştırıyor ancak yinede birinci sıraya yerleştiriyorlar. Ben henüz bu iki diziyi de seyretmediğim için bir şey diyemiyorum ancak The Sopranos’un biraz daha geçmişine bakarak bu tür hikaye bazlı dizilere öncü olduğunu söylemek mümkün. The Wire’dan sonra ise Breaking Bad böyle bir yöntemi deniyor ve The Wire kadar derin bir altyapıya sahip olmasa da başarılı olduğunu söyleyebiliyoruz.

I got the shotgun, you got the briefcase, it's all in the game though right?

Neyse biz dizimize dönelim, karakterlerimiz bazı dizilerdeki gibi çocuk oyunu iyi-kötü ayrımından ziyade gerçekçi, kendi düşünceleri, inançları ve amaçları olan ya da hayatın içinde kaybolmuş ve kendini bulmaya çalışan insanlar. Dizide çoğu karakter ne tam olarak iyi ne de tam olarak kötü, hepsinin bir eksiği, bir artısı var ve hikaye hiçbir zaman tek kişinin etrafında dönmüyor. Ne kadar Jimmy McNulty başlangıçta dikkat çekse de hikayenin geri kalanında uyuşturucu baronlarının da insancıl yanlarını ve tepkilerini görüyoruz. Ve eğer ilk sezonları dikkatli izleyebilirseniz bize uzak bir kültürde gerçekleşen olayları izliyor olmamıza rağmen diziden öğrenilebilecek şeyler olduğunu fark ediyorsunuz. Diziden bir şey öğrenilir mi demeyin, öğreniliyor. Özellikle izlediğiniz “The Wire” ise.
Son olarak herkesin ölmeden önce kesin izlemesi gerekenler listesinde üst sıraya koyması gereken bir dizi “The Wire” çünkü birçok sinemasever için de bir dizi hiç hem bu kadar gerçekçi olup hem de insanları başına oturtup izlettirememişti. İzleyin, izletin, görüş vb. için yorum yazın…

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s