<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Kozmik Beyin</title>
	<atom:link href="http://kozmikbeyin.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://kozmikbeyin.wordpress.com</link>
	<description>Sinema, Felsefe ve Bilim üzerine kozmik bir karmaşa</description>
	<lastBuildDate>Tue, 20 Dec 2011 15:05:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='kozmikbeyin.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://s2.wp.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>Kozmik Beyin</title>
		<link>http://kozmikbeyin.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://kozmikbeyin.wordpress.com/osd.xml" title="Kozmik Beyin" />
	<atom:link rel='hub' href='http://kozmikbeyin.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Şafak Vakti Giderken</title>
		<link>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/12/02/safak-vakti-giderken/</link>
		<comments>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/12/02/safak-vakti-giderken/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Dec 2011 15:46:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kozmikbeyin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinematik]]></category>
		<category><![CDATA[breakin dawn]]></category>
		<category><![CDATA[breaking]]></category>
		<category><![CDATA[dawn]]></category>
		<category><![CDATA[inceleme]]></category>
		<category><![CDATA[vakti]]></category>
		<category><![CDATA[şafak]]></category>
		<category><![CDATA[şafak vakti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmikbeyin.wordpress.com/?p=118</guid>
		<description><![CDATA[Bir süredir yazmak istediğim ancak bir türlü fırsat bulamadığım yazıydı “Şafak Vakti Gelirken” ancak film artık vizyondan kalkma aşamasına geldiği için “Şafak Vakti Giderken” başlığını daha uygun buldum. Bazılarınız attığım tweetten dolayı bekleyişe geçmişler, onun için beklettiğim herkesten özür dileyerek başlıyorum. Şafak Vakti’nin gelişi pek etkileyici olmadı diyebiliriz. Summit yine sinemanın fanları dışındaki kitle için [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=118&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir süredir yazmak istediğim ancak bir türlü fırsat bulamadığım yazıydı “Şafak Vakti Gelirken” ancak film artık vizyondan kalkma aşamasına geldiği için “Şafak Vakti Giderken” başlığını daha uygun buldum. Bazılarınız attığım tweetten dolayı bekleyişe geçmişler, onun için beklettiğim herkesten özür dileyerek başlıyorum.</p>
<p>Şafak Vakti’nin gelişi pek etkileyici olmadı diyebiliriz. Summit yine sinemanın fanları dışındaki kitle için etkileyici bir eser yapma gayretine girmemiş gibi gözüküyor. Filmin ister iyi ister kötü olsun büyük hasılat yapacağı ortadaydı. Buradan yola çıkan yapımcılar iyi bir film yapmak gayretine pek düşmemiş gibi gözüküyor. Zira filmin fanları filmi zaten izleyecekti. Dolayısıyla her türlü vampir filmini arşivlik de olsa izleyen ben de bu filme ilk gününde gittim.</p>
<p>Filmin sırf daha fazla hasılat ve gelir elde etmek için ikiye bölünmüş olması bazı sahneleri gereksiz uzatmış. Her 5 dakikada bir öpüşen çiftimiz mutluluklarını gereğinden fazla gözümüze sokuyor ama bunu filmi sırf eleştirmiş olmak için söylemek de istemiyorum çünkü gerçek anlamda rahatsız olunacak bir şey değil. Zira konunun sonu her an olan var, olmayan var muhabbetine de dönebilir.</p>
<p>Filmden eğlenerek çıktım mı? Meyer’in vampirlerini kendi konsepti içinde tutarlı bulduğum için çıktım. Ama sadece kuru bir eğlenceydi bu. Vampir filmlerinden sırf vampirler olduğu için benim gibi zevk alan birisi her halükarda alacaktır zaten. Ayrıca gerçekleşen olayların yol açtığı bazı sonuçlar hikayenin sırf birşeylerin ters gitmiş olması için zorlandığı bir konu olmuş diyebilirim. Özellikle tüm hamile kalma hikayesi ancak bu filmin değil kitabın eleştirisi. Kitaptan sinemaya uyarlamalarda her zaman bazı sorunlar yaşanmıştır ancak bu filmdeki bazı sahnelerin sinemaya yansıması pek yaratıcı olmamış gibi bir görüntü yaratıyor. Nedense filmin yapımcıları filmin genç kitleden oluşan fanlarına iyi bir film yapmak yerine sanki geçiştirici sahnelerle hasılatı kaldırmayı daha uygun bulmuş. Zira bu denli bütçeye sahip olan bir filmde daha iyi bir senaryo ortaya çıkarılabilirdi diye düşünüyorum.</p>
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 359px"><img title="Bella'nın bebeğini oynayacak olan Mckenzie Foy" src="http://www.sinetif.com/wp-content/uploads/2011/01/breaking-dawn-mackenzie-foy-2011-a-p.jpg" alt="" width="349" height="466" /><p class="wp-caption-text">Bella&#039;nın bebeğini oynayacak olan Mckenzie Foy</p></div>
<p>İlk bölümdeki ana temanın filmin sonuna doğru hamilelik ve bunun sonuçları üzerine olması hikayede “bir şeylerin ters gitmesi gerek hacı” mantığıyla yazılmış olsa da sinemada fazla sırıtıyor mu, bana göre hayır. Ancak kişisel zevkler söz konusu olduğunda bu da değişebilir tabi. Ancak her şeye rağmen biraz da film yapımcılık ve yönetmenlikten dolayı değil de hikayenin azizliğinden dolayı böyle bir duruma düşüyor desek pek yanlış olmaz. Şafak Vakti ne Eclipse kadar hareketli ne de Alacakaranlık kadar duygu dolu bir film. Hikaye ise biraz zorlama olduğundan acı çeken bir vampir draması izlemekten başka çaremiz kalmıyor. Filmin sonunda vampire dönüşen Bella’mız ise sonunda muradına eriyor ve biraz daha hareketli bir 2. Bölüm bizleri bekliyor. Önümüzdeki yapımın hızlı büyüyen bir bebeğe sahip olmasını sinemaya nasıl yansıtacaklar merak etmiyor değilim. Mckenzie Foy için hızlı yaşlandırma tekniklerinden bahseden yapımcılar göze batmayan birşeyler ortaya çıkarmak için fazla çaba harcayacaklar gibi gözüküyor. Bu kadar laftan sonra da yüzüstü birşeyler çıkar mı, çıkabilir, Şafak Vakti&#8217;nin sinema için pek uygun olmadığını bir kez daha belirteyim de beklentiler yükselmesin.</p>
<p>Duygu ve düşünceleriniz için yorum bölümünü kullanmaktan çekinmeyin, bloğu hareketlendirmek istediğim şu günlerde kendi düşünceleriniz de benim için önem taşıyor.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kozmikbeyin.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kozmikbeyin.wordpress.com/118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kozmikbeyin.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kozmikbeyin.wordpress.com/118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kozmikbeyin.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kozmikbeyin.wordpress.com/118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kozmikbeyin.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kozmikbeyin.wordpress.com/118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kozmikbeyin.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kozmikbeyin.wordpress.com/118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kozmikbeyin.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kozmikbeyin.wordpress.com/118/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kozmikbeyin.wordpress.com/118/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kozmikbeyin.wordpress.com/118/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=118&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/12/02/safak-vakti-giderken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f0ca9cb2a1e7963c1185561f7cbdb645?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">kozmikbeyin</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://www.sinetif.com/wp-content/uploads/2011/01/breaking-dawn-mackenzie-foy-2011-a-p.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">Bella'nın bebeğini oynayacak olan Mckenzie Foy</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Tanrının Tanımı Üzerine</title>
		<link>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/10/21/tanrinin-tanimi-uzerine/</link>
		<comments>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/10/21/tanrinin-tanimi-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 21 Oct 2011 11:04:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kozmikbeyin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Analitik]]></category>
		<category><![CDATA[allah]]></category>
		<category><![CDATA[nedir]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[tanım]]></category>
		<category><![CDATA[tanımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmikbeyin.wordpress.com/?p=65</guid>
		<description><![CDATA[Geçen gün karşılaştım bu yazıyla, oldukça hoşuma gitti ve sizinle paylaşma gereği hissettim. Oldukça açıklayıcı ve dürüst bir yazı dizisi olmuş diyebilirim. Yazı dizisi tanrı argümanına karşı neden ignostik bir yaklaşımda olduğumu da açıklıyor. Herşeyden önce, tanrının varlığını veya yokluğunu tartışabilmek için, tanrı kavramının tanımını yapmak gerekmektedir. Şaşırtıcı nokta, herkesin bu kadar sozunu ettigi bir [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=65&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçen gün karşılaştım bu yazıyla, oldukça hoşuma gitti ve sizinle paylaşma gereği hissettim. Oldukça açıklayıcı ve dürüst bir yazı dizisi olmuş diyebilirim. Yazı dizisi tanrı argümanına karşı neden ignostik bir yaklaşımda olduğumu da açıklıyor.</p>
<blockquote><p>Herşeyden önce, tanrının varlığını veya yokluğunu tartışabilmek için, tanrı kavramının tanımını yapmak gerekmektedir. Şaşırtıcı nokta, herkesin bu kadar sozunu ettigi bir kavramın çok kesin, net, herkesin anlayip uzerinde birleştiği, kabul edilir ve anlasilir bir tanımının bulunmamasıdır. Pek cok ateist-teist tartışmasının asıl noktalara gelinemeden, tanrının tanımı noktasında düğümlenip kaldığı, çünkü tanrinin doğru dürüst bir tanımının yapılamadığına felsefi alanda çok tanık olunmuştur.</p>
<p>Bunun bir sebebi pek cok teistin tanridan ne kasdettiği ve tanriyi nasil tanimladigi konusunda fazla kafa yormamis olmasi, bir diger sebebi de ortada yaygin birden fazla tanri taniminin bulunmasidir.<br />
Genellikle tanridan ne kastedildigi tam anlasilmadan tanrinin varligi veya yoklugunun kanitlarina gecilir.<br />
Ornegin su diyaloga dikkat ediniz ve konuyla olan baglantisini kurmaya gayret ediniz(Diyalog modernleştirilmiştir) </p>
<p>A: Masanin uzerinde kucuk bir peri var.</p>
<p>B: Ama ben birsey gormuyorum.</p>
<p>A: Elbette, cunku bu gorunmez bir peri.</p>
<p>B: Ama dokunamiyorum da.</p>
<p>A: Ebette, bu peri gorunmez, dokunulmaz ve hakkinda hicbir somut veri edinilemez bir peri.</p>
<p>B: Peki o zaman var oldugunu nereden biliyorsun?</p>
<p>A: Cunku bu perinin varliginin kanitlari var.</p>
<p>B: Nedir bu kanitlar?</p>
<p>A: Mesela yagmurun yagmasi bu perinin varliginin kanitidir. Bu peri yagmur perisi. Ne zaman yagmur yagsa bu perinin varoldugunu anliyorum.</p>
<p>B: Peki yagmurun sebebinin bu peri oldugunu nereden biliyorsun?</p>
<p>A: Cunku baska birsey olamaz. Sen soyle o zaman yagmurun neden yagdigini?</p>
<p>B: Yagmurun neden yagdigini bilmiyorum. Ama yagmurun sebebinin elindeki peri olduguna inanmam icin baska deliller gerekli.<br />
(Dikkat ediniz, artik bu noktada, B dahi perinin varolup olmadigini veya niteliklerini sorgulamaktan cikip, varliginin delillerini tartismaya baslamistir).</p>
<p>A: Bu perinin varligini kanitlamaya aslinda gerek bile yok. Herkes beyninin derinliklerinde bu perinin varligina inanir. Sadece kisinin gonul gozunu acmasi gerekir. Bu peri kendi kendinin kanitidir. Ayrica kendi varligina dair inanci hepimizin beynine koymustur. Hem sonra, baska turlu yagmurun nasil yagdigini aciklamanin yolu olmadigindan, bu perinin varligina inanmak zorundasin.</p>
<p>B: Peki bu perinin nitelikleri neler? Neye benzer? Nasil birseydir?<br />
(Dikkat edildigi gibi perinin nitelikleri, varliginin kanitlarinin tartisilmaya baslanmasindan sonra gundeme gelmistir).</p>
<p>A: Bu peri 15 cm boyunda, kanatli, zayif, ince bir varliktir. Akillidir, konuskandir ve neselidir. Devamli kanat cirpar. Ne zaman yagmurun yagmasini isterse bunu diler ve yagmur yagar. B: Bilmiyorum, bana yine de inanmasi biraz zor geliyor. A: Ama inanmazsan, bu peri kizar ve evini sel bastirir. Inanirsan ve dediklerini yaparsan ise bahcendeki bitkileri yesertir, evine bolluk getirir.<br />
(Dikkat ediniz, burada da insan motivasyonunun temel ilkeleri olan odul ve ceza prensipleri kullanilmaktadir).<br />
B: Ben yine de inanmiyorum.<br />
A: Inanmiyorsan, olmadigini kanitla o zaman?<br />
B: ???</p>
<p>(Dikkat ediniz, sonunda diyalog donmus ve B den perinin olmadigini kanitlamasi istenmeye baslanmistir. Hele de bu diyalogun nesiller boyu surdugunu dusunun. A ve yandaslarinin bu perinin otoritesini kullanarak topluluklarina duzen getirdigini, kurallar koyup bunlarin islemesini sagladiklarini ve bu yolla bir yasama ve yurutme otoritesi kurmayi basardiklarini dusunun. )</p>
<p>Ise yarayan ve duzen saglanmasina yardimci olan bir toplumsal fenomen, toplumda zaman icinde kabul gorur. Daha az sorgulanir. Hele de insanlara bunun anlayamayacaklari birsey oldugunu ve bu konuya ancak belli basli bazi akilli ve bilge kisilerin vakif oldugunu soyleyin, insanlar zaten mesgul olan gunluk hayatlarindan bu meseleyi cikarir, bu konuda guvendikleri kisilerin fikirlerini ve ogutlerini dinlemeye baslarlar.<br />
Sonunda konuyla ilgili kafa yoran kisilerden de birbiriyle uyusan ve uyusmayan gorusler cikmaya baslar. Zamanla periden butun somut ozelliklerini (boyunu, kanatlarini, buyuklugunu, vb) de cikarir, daha zor sorgulanabilsin ve daha zor anlasilabilsin diye tamamen soyut nitelikler atfederler. (Rengi, sekli, buyuklugu yoktur, yeri yurdu yoktur, oncesi sonrasi yoktur, vb gibi).Cunku insan yalnizca anlayamadigi seye inanir. Anladigi herseyi sorgular insan&#8230;</p>
<p>Tanri icin de islami kaynaklara baktiginizda pek cok yerde hiç de soyut olmayan, neredeyse insana benzeyen bir varlik karsiniza cikar. Ornegin tanrinin &#8220;iki el&#8221;inden (Maide: 64; Sad: 75), &#8220;yuz&#8221;unden (pek cok ayet icinde, ornegin Bakara:115) bahsedilir. Kuran in, hadislerin sozlerine bakan kimi yorumcular, tanrinin cisimli, &#8220;Mucessine&#8221; oldugu gorusune ulasirlar. Ayrica tanri insan gibi gorur, isitir, konusur, yatışır, dusunur, acir, bagislar, insan gibi &#8220;Efendi&#8221;dir (Rabb), &#8220;Kral&#8221;dir (Melik), &#8220;Ev&#8221;i vardir (Kabe), &#8220;Tahti, Sarayi&#8221; vardir (Ars). &#8220;Gucludur&#8221; (Aziz), &#8220;Zorba&#8221;dir (Cebbar), &#8220;Sevecen&#8221;dir (Vedud), dost, dusman kazanir,vs. Ayrica kurana gore tanri goktedir. &#8220;GOKTE OLAN in sizi yerin dibine gecirmesinden guvende misiniz? O zaman yer sarsildikca sarsilir. GOKTE OLAN in basiniza tas yagdirmasindan guvende misiniz?&#8221; (Maide Suresi, 16-17). Ayrica tanrinin Ars i (Taht, Saray) da goklerin ustundedir. Bunlara bakan kimi din alimleri ve kuran yorumculari &#8220;Tanri gokteyse, Tanri nin gokten daha kucuk olmasi gerekir. Boyle birsey dusunulebilir mi?&#8221; gibi, veya &#8220;Tanri gokteyse varliginin ve varligini surdurebilmesinin bir baska seye bagli oldugunu da dusunmek gerekir, bu nasil olabilir?&#8221; gibi sorular sormuslardir. Fakat ayni zamanda tanrinin &#8220;benzeri&#8221; olmadigi da soylenir (Sura: 11). &#8220;Oncesiz&#8221;, &#8220;Sonrasiz&#8221;, &#8220;Dogmamis&#8221;, &#8220;Dogurulmamis&#8221; denir tanri icin. Ozellikle gunumuzde, artik tanridan bahsedildiginde genellikle cisimsiz, mekansiz, soyut bir kavram karsiniza cikar. Tanri nasil bir seydir? diye sordugunuzda, elinizde kendisine atfedilen akil, zeka ve istedigini yapabilme disinda hicbir nitelik kalmadigini gorursunuz.<br />
Aslinda sorgulama devam ettiginde tanri kavramini bu niteliklerden bile soyutlama ihtiyaci hissederler.<br />
Cunku bir hristiyan teologun dedigi gibi:<br />
&#8220;Tanri hakkinda hicbir sey soyleyemeyiz. Cunku tanri hakkinda birsey soylemek, tanriyi sinirlamak demektir. Tanri icin A ozelligine sahiptir demek, tanrinin non-A (A olmayan) ozelligine sahip olmadigini soylemek olur. Dolayisiyla her turlu sinirlamayi asan bir kavram olmasi gereken tanri icin hicbir sey soyleyemeyiz.&#8221;</p>
<p>&#8220;Bir elma hayal edin. Ve sirayla elmadan butun niteliklerini cikarmaya baslayin. Rengini cikarin, buyuklugunu cikarin, kutlesini cikarin, seklini cikarin. Geriye ne kalir? Konu elma olunca geriye birsey kalmaz ama konu tanri olunca belli ki geriye var olmasi ve de bir olmasi kaliyor.</p>
<p>Bu dusunce tarzi asagidaki diyaloga benzer:<br />
Teist: Tanriya inaniyorum.<br />
Ateist: Tanri nedir?<br />
Teist: Bilmiyorum.<br />
Ateist: Fakat inandığın şey ne o zaman?<br />
Teist: Onu da bilmiyorum.<br />
Ateist: Oyleyse inancini inancsizliktan ayiran faktor ne?</p>
<p>Dolayisiyla bu dusunce tarzinin absurdlugu acıktır. Bu yüzden de tanrıyı tüm niteliklerinden soyutlamak da istemezler. Tanrıyı insan olarak ancak kısmen anlayabileceğimizi söylerler örneğin. Ve de mumkun oldugunca genel ve sorgulanamayacak nitelikler atfetmeye calisirlar. Fakat eger bu nitelikler herhangi bir felsefi analize tabi tutulmaya calisilirsa, o zaman yukaridaki agnostik anlayisa cekilirler. Bu agnostik anlayisin yukaridaki diyalogdaki gibi sacmaligi dile getirildiginde ise, yine bazi nitelikleri oldugunu soylemeye baslarlar.</p>
<p>Kisacasi tesitlerin kullandigi sekliyle tanri kavrami icinden cikilamaz bir celiskidir, bir paradokstur. Ne bir nitelik ithaf edebilirsiniz, ne de hicbir niteligi olmamasina izin verebilirsiniz.<br />
Bu yuzden tanri kavrami aslinda daha tanimi noktasinda terkedilmesi gereken bir kavramdir. Fakat yazinin devam edebilmesi icin ve tanrinin varligiyla ilgili kanitlarin analizi konusunda soz soyleyebilmek icin yine de bir tanimda anlasmak gerekiyor. Bu yuzden tanri kavraminin uc yaygin aciklamasini burada dile getiriyorum:</p>
<p>1) Cisimli, belli bir sekli ve boyutu, vs olan fakat bizim bilmedigimiz ve gormedigimiz biryerde varolan bir somut varlik.<br />
2) Hicbir fiziksel ozelligi olmayan, dogaüstü, fakat yine de akilli olmak ve istedigini yapabilmek gibi bazi nitelikler tasiyan, ve ayni zamanda tum nitelikleri tam anlasilamayacak bir varlik. 3) Varolan fiziksel dunyanin tumu, butunu. (Panteist tanri anlayisi).</p>
<p>(Bu yazi boyunca, her ne kadar tatminkar bir tanim olduguna inanmasak da 2 numarali tanimi kullanacagiz. Cunku toplumda en yaygin sekilde anlasilan tanri kavrami bu. )</p>
<p>Tanrinin varligini kanitlamak icin one surulen deliller ve akil yurutmeler:<br />
Bu kisimda tanri kavramini kanitlama gayesiyle en cok kullanilan bazi akil yurutmeleri ve sunulan bazi delilleri ele alacağım..</p>
<p>1) Ilk neden:<br />
Bu akil yurutmeye gore dunyada herseyin bir nedeni vardir ve nedenler zincirinde geriye dogru gittiginizde bir ilk nedene ulasirsiniz. Bu ilk neden ise tanridir. Bu akil yurutme cesitli konulara uygunalanabilir. (Ornegin ilk canli nasil olustu, evren nasil olustu, vs).<br />
Bu akil yurutmenin felsefi acidan zayif noktasi ise kendi amaciyla celismesidir. Nedenler zincirini hem kesmek hem de devam ettirmek isteyen bir akil yurutmedir bu.</p>
<p>Yani sunu demek istiyorum: &#8220;Nedenler zincirinde geriye dogru gidip, ilk seyin nedenini bulmaya calisiyorsunuz, ve Evrene ilk ne sebep oldu? sorusuna kadar geldiniz diyelim. Eger burada Evrene de tanri sebep oldu deyip duracaksak, o zaman neden bu noktada durdugumuz ve neden Peki tanrinin sebebi neydi sorusunu sormadigimiz noktasi gundeme gelir. Yok eger Tanri hep vardi veya Tanri kendi kendisinin sebebidir diyebiliyorsak, o zaman bunu neden evrenin kendisi icin diyemiyoruz? Sorusu gundeme gelir. Yani, belki evren hep vardi, veya evren kendi kendisinin sebebiydi? Yok eger evrenin sebebini sorgulama ihtiyacini icimizde hissediyorsak, o zaman neden tanrinin sebebini sorgulama ihtiyacini hissetmiyoruz?“<br />
Kisacasi gorulecegi gibi burada yalnizca sebebi bilinmeyen birseyi acikliyor gibi gorunmek gayesi vardir. Yapilan aciklama ise gercek bir aciklama degildir. Teorik olarak zincire devam edebilir ve tanrinin sebebi de kutsal ruh, onun da sebebi baska birseydir diyebilirdim. Ama eger varligin bir aciklamasinin yapilabilmesi icin bir yerde durulmasi gerek diyorsaniz, o zaman nerede duracaginizi neye gore seciyorsunuz? Yani evrenin sebebinde durmuyorsunuz da niye tanrinin sebebinde duruyorsunuz? &#8230;<br />
Goruldugu gibi ortada cok acik bir dusunce yanlisi bulunmaktadir. Nitekim Ilk neden akil yurutmesi, yuzyillardir ciddi felsefi tartismalarda kullanilmaz. Fakat gunluk hayattaki tanri tartismalarinda hala israrla ateistlerin onune getirilmektedir.</p>
<p>2) Evrenin duzenli olmasi:<br />
Evrende bir duzen oldugu gozlemi bazen tanri kavraminin bir kaniti olarak kullanilir. Denir ki evren kaotik degildir, belli kurallara uyar. Ve dolayisiyla, bu duzenin altinda, bu duzene sebep olan bir zeka olmalidir. Ya da baska bir sekliyle bu akil yurutme doga kanunlarinin kanun koyucusu fikri ile karsimiza cikar. Denir ki &#8220;evrende doga kanunlari var, dolayisiyla bu kanunlarin bir kanun koyucusu gerekir, bu da tanridir.&#8221;Ya da evrende zeka ve bilincin olmasi (insanoglu), buna sebep olan daha ust bir zeka ya da bilincin varliginin bir kaniti olarak ifade edilir bazen. Tum bunlar ayni akil yurutmenin degisik versiyonlari oldugundan, bu yazida bir arada, ayni madde altinda inceliyoruz&#8230;</p>
<p>Birincisi, evrenin kaotik degil, belli kurallara uyan bir duzen oldugunu ilan etmek o kadar kolay degildir. Nitekim uzmanlar, gunumuzde kaotik olarak adlandirilan sistemler altinda dahi n boyutlu diferansiyel denklemlerle ifade edilebilecek duzenler bulmaktadir. Sonucta duzen kaos icindeki belli bir paterne uyan bir parcanin ozelligine verilebilecek bir isimse, herhangi bir kaos sayisiz miktarda duzenli alt parca icerebilir demektir. Dolayisiyla evrenin daha ust bir kaosun belli bir paterne uyan bir alt parcasi olmasi mumkundur.<br />
Ayrica evreni duzenli ilan etsek de herhangi bir duzenin bir zeka gerektirdigini iddia etmek mumkun degildir. Zeka ile duzen arasinda nedensel bir bag yoktur. Bir duzenin ille de bir zekadan cikmasi gerektigi mantiksal olarak gosterilemez.</p>
<p>Zekanin zekadan cikmasi da ayni sey. Bir zekanin ya da bilincin daha ust bir zeka ya da bilincten kaynaklanmasi gerektigi mantiksal olarak gosterilemez.</p>
<p>3) Ahlaksal kanitlar ve adalet fikri:<br />
Denir ki &#8220;tanri olmazsa iyi ile kotu arasindaki farki anlamanin ve ahlaksal prensipler getirmenin bir yolu kalmaz.&#8221;<br />
Ya da denir ki, &#8220;bu dunya adaletsizliklerle doludur. Cogu kez kotuluk, kotuluk yapanin yanina kalir. Obur dunya, cennet ve cehennem, dolayisiyla tanri olmalidir ki adalet yerine gelebilsin.&#8221;<br />
Birinci konu, yani tanri olmazsa iyi ve kotu arasinda bir farkin kalmayacak olmasi konusu dogru bir gozlem olabilir de olmayabilir de. Ancak, dogru olsa dahi bu prensip tanri kavraminin bir kaniti olamaz. Belki gercekten de iyi ya da kotu diye birsey yoktur ve biz bosu bosuna iyilik diye birsey tanimlayip oyle davranmaya calisiyoruz. Ya da belki iyi ya da kotu dedigimiz seyler, insanoglu olarak, bir toplum icinde bir arada yasamanin gerekleri yuzunden, toplulugun tumunun refahi icin uymamiz gerekli olduguna inandigimiz kurallara verilen isimlerdir. Dolayisiyla, belki de iyi ve kotu insan yapisidir ve insanlarin, yani bizlerin tanimladigimiz seylerdir. Yani tanriyla bir ilgisi yoktur.</p>
<p>Ikinci konu ise, yani adaletin yerine gelmesi icin obur dunyanin olmasi gerektigi konusu, felsefi acidan bir delil degil, olsa olsa safca bir insani temennidir.</p>
<p>4) Sonsuzluk:<br />
Sonsuzlugu insanin kavrayamayacagi, boyle bir kavrami ancak tanri gibi mutlak bir varligin kavrayabilecegi, dolayisiyla tanrinin olmasi gerektigi fikri de felsefi alanda degil ama gunluk hayatta bazen karsilasilan bir akil yurutmedir. Fakat mantiksal ve felsefi acidan kanit olarak nitelendirilebilecek bir yonu yoktur. Cunku sonsuzluk kavramini insanin kavrayip kavrayamamasi konusu bir yana, kavrayamiyor desek de, insanin sonsuzlugu kavrayamamasiyla, sonsuzlugu kavradigi soylenen bir varligin var olmasinin gerekliligi arasinda nedensel bir iliski yoktur&#8230;</p>
<p>5) Imam Gazali nin kaniti:<br />
Bunun da bir onceki sonsuzluk orneginde oldugu gibi yaziya alinmasinin tek sebebi islami teist kesim arasinda populer olmasidir. Yoksa bu da herhangi bir mantiksal ya da felsefi deger tasimaz. Bu kanit, Gazali nin bir inancsizla tartisirken kullandigi „“Eger sen hakliysan benim kaybedecegim birsey yok, ama eger ben hakliysam senin kaybedecegin cok sey var“. Yani inansan iyi edersin anlamina gelecek turdeki bir akil yurutmesidir.<br />
Gorulecegi gibi felsefi acidan herhangi bir kanit kaygisi guden bir akil yurutme degildir bu. Cunku karsi tarafin kendi beyninde ikna olup olmamasiyla ilgilenilmiyor, yalnizca itaat etmesi bekleniyor. Dolayisiyla, politik yandas toplamada belki kullanilabilecek bir psikolojik manevra olabilir, ama felsefi degeri olan herhangi bir yonu yoktur&#8230;</p>
<p>Ayrica, diger acidan bile yeterince guclu olmadigini ifade etmekte fayda var. Nitekim, tanriya inanmak, tanriya inanan inanc sistemlerinden ozel olarak birini secmeye insani kolayca yonlendiremiyor. Ornegin, Hinduizm, Hristiyanlik ve Bahaizm dinlerini ornek alirsak, tumunde tanri kavrami olmasina ragmen, ornegin Hinduizmde islamla bagdasmayan reenkarnasyon inanci, Bahaizm de Islam la bagdasmayan Muhammed in son peygamber olmadigi inanci, Hristiyanlikta ise Muhammed in bir peygamber olmadigi inanci mevcuttur. Dolayisiyla, Gazali ye hak versek bile, alternatifler arasinda secim yapmakta yine de zorlanirdik gibi gozukuyor&#8230;</p>
<p>6) Her şey mümkün olanin en iyisidir iddiasi:<br />
Bu da malesef tanri konusunda sozu edilen yaygin kanitlama girisimlerinin mumkun oldugunca fazlasini bu yazida ele alma gayretim yuzunden, yazinin ciddiyetinden odun vermek istemememe ragmen, eklemek durumunda kaldigim bir akil yurutmedir.<br />
&#8220;Dunyaya tarafsiz bir sekilde bakinca, aslinda pek cok kisinin de gozlemledigi gibi, ortada yapilmis pek etkileyici bir is yoktur. Yani insan her seye kadir bir varliktan biraz daha iyi isleyen, aksakliklari, sacmaliklari ve kotulukleri daha az olan bir sistem beklerdi.&#8221;</p>
<p>Fakat bu konu bir yana, biz yine de kullanilan akil yurutmeye donersek, buna gore dunyada hersey en mukemmel sekliyle yapilmistir. Buna ornek olarak da cogunlukla dogadaki ahenk, ve bulundugu ortama iyi uymus canlilar, vs verilir. Fakat ornegin canlilarin bulundugu ortama uymak zorunda olduklarini, cunku dogal secilim sebebiyle uyamayanlarin soyunun tukendigini, ancak uyabilenlerin hayatta kalip genlerini yeni nesillere aktarabildigini, vs ifade eden bilimsel bulgunun bilincinde olunmadan, ya da bu hesaba katilmadan yapilan bir beyandir bu.</p>
<p>Teistlerin bu konuda soyledigi hersey, insan burnunun gozluk takmak icin yaratilmis oldugunu soylemeye benzer. Yaptiklari sey meseleyi tersinden gormektir. Herseyin cevresiyle uyum halinde olmasinin, doganin sadece cevresine uyani barindirmasindan kaynaklandigini gormezler. Bu ahenge ve uyuma hayret etmek, doganin isleyisine dair bir kavrayis eksikligini ifade ettigi gibi, bu hayret dogal olsa bile, bunun ortada hayret edici bir durum olmasi disinda ifade ettigi bir gercek yoktur. Yani hayret ediyor olmak, hayret edici olayin sebebine dair birsey soylemez&#8230;</p>
<p>7) Mantiksal ve Ontolojik kanitlar:<br />
Teolojide cesitli orneklerine rastlanan bu tur kanitlar, saf mantiksal akil yurutmelerle tanrinin varligini kanitlama cabalaridir. Ornegin Descartes in tanri kaniti bunlarin bir ornegi kabul edilebilir.<br />
Bu akil yurutme su sekilde ozetlenebilir:<br />
*&#8221;Tanri En Yetkin ve En Gercek varlik olduguna gore boyle bir kavrami benim zihnime kim sokmus olabilir? Ben En Yetkin ve En Gerçek ozelliklerine sahip bir varlik degilim, oyleyse bu dusunceye ben kendim ulasamam. Cevremde gordugum varliklarin da hicbiri bu ozelliklere sahip degil. Oyleyse bu fikri benim zihnime kendisi En Yetkin ve En Gerçek olan bir varlik, yani Tanri koymus olmalidir&#8230;&#8221;<br />
Bu tur dusunce tarzindaki birinci yanlis, tanimlanan bir seyin varolmasinin zorunlu zannedilmesidir. Ornegin ben efsanelerdeki kanatli ati veya noel babayi tanimlayabilirim, fakat bu onlarin gercek dunyada karsiliklari oldugu anlamina gelmez. Birseyin zihinlerimizde varolmasiyla gercekte de varolmasi ayni sey degildir&#8230;</p>
<p>Buradaki ikinci yanlis ise, bu akil yurutmenin mantikta dongusel akil yurutme (circular reasoning) denen turde bir dusunce tarzi olmasidir. Bu tur akil yurutmelerde ulasilmak istenen sonuc yola cikilan baslangic noktalarinda gizli olarak icerilir. Ornegin burada, yapilan tanri tanimi, sonucta ulasilmak istenen amaca (tanrinin var olmasi) hizmet edecek tarzda secilmistir. Bu tur akil yurutme, dusunce bicimi olarak yeni bir bilgi vermez. Ancak baslangictaki postulalardan birinde icerilen bir bilgiyi aciga cikarmaya yarar&#8230;</p>
<p>Bu tur tanri kanitlarina birbaska ornek olarak Leibnitz in bir argumanini verebiliriz. Buna gore:<br />
&#8220;Bu dunyada kendi varliklarinin nedenini iclerinde bulundurmayan varliklar vardir. Ornegin ben anneme, babama bagliyim, derken havaya, besine, vs. Ayrica bu dunya tek tek nesnelerin gercek vaya hayali bir butunu ya da toplulugudur, ki bunlarin hicbiri yalnizca kendi içlerinde varliklarinin nedenlerini bulundurmamaktadir. Bu bakimdan, nesneler ve olaylar varolduguna gore ve hicbir tecrube nesnenin kendi içinde kendi varliginin nedenini bulundurmadigina gore, bu sebebin, nesnelerin butununun kendi disinda bir nedeni olmasi gerekir. Bu nedenin bir varlik olmasi gerekir. Digerlerinin nedeni olan bu varlik, kendi kendinin nedeni olabilir de olmayabilir de. Eger kendi kendisinin sebebiyse, tamamdir, degilse daha ileri gitmemiz gerekir. Ama bu anlamda sonsuza kadar gidecek olursak, varligin bir aciklamasi yapilmis olmaz. Bu bakimdan varligi aciklamak icin, kendi icinde kendi varliginin nedenini bulundurmasi gereken, yani varolmadan yapamayacak bir varliga varmamiz gerekir. Bu da tanridir&#8221;</p>
<p>Burada da dikkat edilirse tanriyi Kendi sebebini kendi icinde iceren ve varolmadan yapamayacak bir varlik olarak tanimlamis, dolayisiyla bir dongusel akil yurutmeye dusmustur. Yani yola cikis noktasindan daha fazla bir bilgi veren bir akil yurutme degildir bu da&#8230;<br />
Felsefede yalnizca mantik ve zihinsel akil yurutmeler kullanarak tanrinin varligini kanitlama cabalari daima bosa cikmistir. Cunku bu tur bir kavram, kanitlanmak icin disaridan gelen verilere ihtiyac duyar. Yalnizca zihin icinde yapilan akil yurutmeler, dogaustu bir varligin varoldugunu gostermeye yetmez.</p>
<p>Tanri kavramindaki mantiksal celiskiler:<br />
Tanri kavramiyla ilgili ilk celiski, yazinin basinda dile getirdigimiz tanimi ile ilgili genel celiskidir. Yazinin bu kismindan bu genel celiskiden yola cikarak, tanri kavraminin icerdigi cesitli sorunlardan bahsedecegiz&#8230;</p>
<p>Ornegin, Herseye kadir bir varligin herhangi bir nitelige sahip olmasi mumkun olabilir mi? . Tanri her seye kadirse, tanri hakkinda hicbir sinirlama getiremiyorsak, o zaman ornegin Tanri birdir nasil diyebiliyoruz? Bu durumda Bir olma niteligi, bir den fazla olma sansini sinirlamis olmuyor mu tanrinin? Ornegin kendisi gibi ayni niteliklere sahip ikinci bir tanriyi yaratabilme gucunu? Ya da kendisini yok edebilme gucunu?..</p>
<p>Benzer sekilde bir varligin ölümsüz olmasi, ölme sansini, var olmasi, var olmama sansini, veya herhangi bir A niteligi, non-A niteligine sahip olmasini sinirlamiyor mu tanrinin? Ya da dogaotesi bir kavramin tanimindan cikan bir baska sorun olarak, filozoflar Tanri mantik ilkelerinin de ustunde midir? sorununu dile getirmislerdir.<br />
Mantik ilkelerini bilirsiniz.<br />
1) A., A dir.<br />
2) A, non-A degildir.<br />
3) A, ayni zamanda hem A, hem de non-A olamaz.<br />
Bunlar Aristo tarafindan ilk olarak dile getirilmis ve felsefe tarihi boyunca karsi cikilmadan kullanilmis 3 temel mantik ilkesinin tanimidir&#8230;<br />
Her seyin ustunde oldugu iddia edilen bir varigin, mantik ilkelerinin de ustunde olup olmadigini sormak gecerli bir soru oluyor o zaman: </p>
<p>Örnegin tanri Evli bir bekar , Daire seklinde bir kare , ya da Dogru olan bir yanlis onerme yaratabilir mi?<br />
Kisacasi, ayrintili bir felsefi analize tabi tutuldugunda, tanri inanci absurd denebilecek duzeyde sacma ve saglikli dusunen bir bireyin normal kosullarda kabul edemeyecegi bir kavramdir.<br />
Fakat o zaman nasil oluyor da dunya uzerindeki bu kadar insan boyle bir kavrama inanabiliyor? Bunun cevabi buyuk olcude uygarlik tarihinde, sosyal mekanizmalarin isleyisinde ve insan psikolojisinde yatmaktadir&#8230;</p>
<p>Insan sosyal bir varlik olmasaydi, tanri kavrami ve ondan cikan dinlerin uygarlik tarihinde yapici fonksiyonlari olmasaydi ve obur dunya inancinin psiklojik acidan pek cok insanin ihtiyac duydugu yapici bir yonu olmasaydi, tanri kavraminin cocuk masallarindan ote inanilir bir yonu olmazdi&#8230;</p>
<p>Peki o zaman tanri kavrami bir ihtiyac midir? Tanriya inanmamak psikolojik bozukluga yol acar mi?:&#8221;Aslinda benim düşünceme gore, tanri inancindan kaynaklanan psikolojik etkiler (ceza korkusu ve sucluluk duygusu), tanriya inanmamaya gore daha zararlidir. Ve bence, ki bunu ateist kesim uzerinde yapilmis gozlemlere gore soyluyorum, yeterli bir entellektuel olgunlukla birlesmis bir ateizm, kiside tanri inancini bir ihtiyac olmaktan cikardigi gibi, psikolojik acidan daha saglikli bir hayat surdurebilmeyi de saglamaktadir&#8230; &#8220;Nitekim gunumuzde, dinin diger fonksiyonlari (kanun ve duzen koyuculuk), bilimsel yontemlerle diger alanlara (bilimsel politika, hukuk, sosyoloji, vs) aktarilmis oldugu icin aslinda insanlik olarak dine ve tanri inancina bir ihtiyacimiz kalmamistir.</p>
<p>Fakat toplumdan kısa surede bu inancı terketmesini beklemek pratik açıdan pek mümkün degildir. Dolayısiyla, su anda insanlik bu inancı uygarlik geçmisinin bir mirasi olarak tasiyor ve öyle gorunuyor ki yakin gelecekte de bu durum degismeyecektir&#8230;</p>
<p><strong>Yazan: Sefa Yıldız</strong></p></blockquote>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kozmikbeyin.wordpress.com/65/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kozmikbeyin.wordpress.com/65/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kozmikbeyin.wordpress.com/65/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kozmikbeyin.wordpress.com/65/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kozmikbeyin.wordpress.com/65/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kozmikbeyin.wordpress.com/65/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kozmikbeyin.wordpress.com/65/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kozmikbeyin.wordpress.com/65/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kozmikbeyin.wordpress.com/65/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kozmikbeyin.wordpress.com/65/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kozmikbeyin.wordpress.com/65/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kozmikbeyin.wordpress.com/65/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kozmikbeyin.wordpress.com/65/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kozmikbeyin.wordpress.com/65/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=65&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/10/21/tanrinin-tanimi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f0ca9cb2a1e7963c1185561f7cbdb645?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">kozmikbeyin</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>The Walking Dead yeni sezona merhaba dedi</title>
		<link>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/10/19/the-walking-dead-yeni-sezona-merhaba-dedi/</link>
		<comments>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/10/19/the-walking-dead-yeni-sezona-merhaba-dedi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 19 Oct 2011 14:15:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kozmikbeyin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinematik]]></category>
		<category><![CDATA[2. sezon]]></category>
		<category><![CDATA[hakkında]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>
		<category><![CDATA[walking dead]]></category>
		<category><![CDATA[yeni sezon]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmikbeyin.wordpress.com/?p=99</guid>
		<description><![CDATA[Birçok ekipsel dramayla karşılaşan The Walking Dead ekibi yeni ve değişmiş bir kamera arkası kadrosuyla televizyonlara geri döndü. Uzun bir bekleyişin ardından geri gelen dizimiz yeni zombileriyle de izleyiciyi etkileyecek gibi bir görüntü çiziyor. Peki bizi bu sezon neler bekliyor? Spoiler vermeden anlatmaya çalışıcam. Eğer Walking Dead izlediyseniz ya da haberleri biraz takip ettiyseniz Frank [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=99&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><div id="attachment_100" class="wp-caption aligncenter" style="width: 510px"><a href="http://kozmikbeyin.files.wordpress.com/2011/10/walking-dead-comic-cast.jpg"><img src="http://kozmikbeyin.files.wordpress.com/2011/10/walking-dead-comic-cast.jpg?w=614" alt="" title="walking-dead-comic-cast"   class="size-full wp-image-100" /></a><p class="wp-caption-text">Yeni sezon başladı</p></div><br />
Birçok ekipsel dramayla karşılaşan The Walking Dead ekibi yeni ve değişmiş bir kamera arkası kadrosuyla televizyonlara geri döndü. Uzun bir bekleyişin ardından geri gelen dizimiz yeni zombileriyle de izleyiciyi etkileyecek gibi bir görüntü çiziyor. Peki bizi bu sezon neler bekliyor? Spoiler vermeden anlatmaya çalışıcam.</p>
<p>Eğer Walking Dead izlediyseniz ya da haberleri biraz takip ettiyseniz Frank Darabont’un kovulmasıyla ilgili dramayı duymuş olmalısınız. Duymayanlar için kısaca bahsedelim; AMC kanalı ilk sezonun başlamasından önce tamamen kendileri tarafından ödeneği yapılan projede ikinci sezon için bütçenin 3.2M $’dan 2.7M$’a düşürüleceğini ve ikinci sezonu da 6 bölüm yapmak yerine 13 bölüm olacağını öngörmüştü. Yönetmen Frank Darabont (The Shawshank Redemption) ise başlangıçta bu durumu biliyor olmasına rağmen dizinin ilk sezon ilk bölümünün yayınlanmasından itibaren gördüğü büyük ilgi nedeniyle AMC’nin aldığı bu kararın değişeceğini varsaymıştı. Ama ne yazık ki tam olarak bu oldu. AMC söylediklerinden geri adım atmadı ve aynı koşulları uygulamaya çalıştı ancak yapımcı ekip ve özellikle Frank Darabont inandıklarının peşinden koşan bir edayla kanalla karşı karşıya geldi. AMC dizinin daha çok dışarıda sahnelerde değil de %50 dışarıda %50 içeride çekilmesini talep etti. Tabi bu bütçedeki düşüşü karşılamak için yapılacak bir hamleydi ancak Darabont ile kanal bu konuda anlaşamayınca savaşı kaybeden Darabont oldu.</p>
<p><div id="attachment_106" class="wp-caption aligncenter" style="width: 580px"><a href="http://kozmikbeyin.files.wordpress.com/2011/10/the-walking-dead-season-2-18-570x379.jpg"><img src="http://kozmikbeyin.files.wordpress.com/2011/10/the-walking-dead-season-2-18-570x379.jpg?w=614" alt="" title="the-walking-dead-season-2-18-570x379"   class="size-full wp-image-106" /></a><p class="wp-caption-text">INCOMING!</p></div>The Walking Dead’i güzel yapan şey herşeyden biraz içeriyor olması. Duygusallık, karakterler arası drama, kan, gerçekçilik ve daha birçok şey. İlk bölüm ve gelecek birkaç bölüm Frank Darabont imzası taşıdığı ve Darabont sezonun ortasında terk ettiği için bu sezon başlangıcının başarısını yönetmene atamak yanlış olmaz herhalde. Özellikle Atalanta sokaklarında 150 zombi ekstrasıyla 4 günde çekilen o harika “zombi sürüsü” sahnesi seyir zevkimi yerine getirdi diyebilirim. </p>
<p>Sezonun ilk bölümünün her anında dehşeti, korkuyu ve çaresizliği hissedebiliyorsunuz. Bana göre bu diziyi izlenir yapan şeylerden en önemlisi de bu faktörlerin yanında hiçbir karakterin kalıcı olmadığını, hepsinin ölebileceğini biliyor olmanız. Game of Thrones ile yavaş yavaş alışmaya çalıştığımız bu his Walking Dead’de geri dönüyor ve ilk bölümden aynı tadı alabiliyoruz. Bölümdeki her sahne bir şekilde bir anlam ifade ediyordu da diyebiliriz. Dolayısıyla sezonun ortasından itibaren nasıl bir sonuç çıkar tahmin edemiyor olsak bile bir süre daha dizimizin bu başarıda devam edeceğini düşünebiliriz.</p>
<p><div id="attachment_103" class="wp-caption alignleft" style="width: 385px"><a href="http://kozmikbeyin.files.wordpress.com/2011/10/walking_the_dead_season_2.jpg"><img src="http://kozmikbeyin.files.wordpress.com/2011/10/walking_the_dead_season_2.jpg?w=614" alt="" title="walking_the_dead_season_2"   class="size-full wp-image-103" /></a><p class="wp-caption-text">Yeni zombi gözleri</p></div>Walking Dead’i ve zombilerini özlemiş miydik? Evet, şahsen ben özlemiştim ve bu ilk bölüm değdi diyebilirim. Zombiler. Onlar da değiştiler. Özellikle gözlerdeki değişiklik dikkatten kaçmıyor. İlk sezondaki zombilerin koşabilme özelliği ise bu sezonda da terk edilmemiş. İyi de olmuş, kararlılık açısından başarılı bir hamle diyebiliriz. </p>
<p>Dizimizin göreceli olarak ana karakteri diyebileceğimiz Rick ise liderlik vasfı ve verdiği kararların getirdiği sorumluluk duygusu ve suçluluk duygusuyla mücadele etmeye devam ediyor. Ne kadar ilk bölümde bir sahne biraz abartılmış gibi gözükse de karakterin gelişimi açısından oldukça faydalıydı diyebilirim. Bazı karakterler şu an için diğerlerinden daha ilginç gözüküyor olsa da karakterlerin gelişiminde benim çok önem verdiğim gerçekçilik devam ettirilmiş ve bu bölümün benim onayımı almasının en önemli sebebi de buydu diyebilirim.</p>
<p>Son olarak ise oldukça yaratıcı bir sahne düşünülmüş. Hiçkimsenin beklemeyeceği anlar sinema dünyasında biraz popülerdir ama bu sahne biraz Frank tarzı izleyiciye “anlatmak”tan ziyade “hissettirmek” yüklüydü diyebilirim. Bu da sürpriz sonu daha etkileyici kıldı. Bir sonraki bölümlerde beklentilerin karşılanacağına göz kırpmak yapımcıların sık başvurduğu bir formüldür. The Walking Dead bunu çok ayarında yapıyor ve benden bu yazıyı yazdığım sırada sadece sezonun bir bölümü yayınlandığı için şimdilik olumlu not alıyor.</p>
<p>Bence Frank Darabont hangi bütçeyi istiyorsa AMC vermeliymiş. Bu denli rekorlar kırabilen günümüz televizyon sektöründe çok dizi yok sonuçta. Tamam daha kaliteli, başarılı başyapıtlar yok mu, tabiki var ama izleyicinin ilgisini çekebilecek malzemeler açısından düşündüğümüzde iş biraz değişiyor diyebiliriz.<br />
<span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/10/19/the-walking-dead-yeni-sezona-merhaba-dedi/"><img src="http://img.youtube.com/vi/D_8jAa6Ors8/2.jpg" alt="" /></a></span></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kozmikbeyin.wordpress.com/99/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kozmikbeyin.wordpress.com/99/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kozmikbeyin.wordpress.com/99/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kozmikbeyin.wordpress.com/99/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kozmikbeyin.wordpress.com/99/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kozmikbeyin.wordpress.com/99/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kozmikbeyin.wordpress.com/99/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kozmikbeyin.wordpress.com/99/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kozmikbeyin.wordpress.com/99/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kozmikbeyin.wordpress.com/99/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kozmikbeyin.wordpress.com/99/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kozmikbeyin.wordpress.com/99/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kozmikbeyin.wordpress.com/99/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kozmikbeyin.wordpress.com/99/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=99&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/10/19/the-walking-dead-yeni-sezona-merhaba-dedi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f0ca9cb2a1e7963c1185561f7cbdb645?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">kozmikbeyin</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kozmikbeyin.files.wordpress.com/2011/10/walking-dead-comic-cast.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">walking-dead-comic-cast</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kozmikbeyin.files.wordpress.com/2011/10/the-walking-dead-season-2-18-570x379.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">the-walking-dead-season-2-18-570x379</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://kozmikbeyin.files.wordpress.com/2011/10/walking_the_dead_season_2.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">walking_the_dead_season_2</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>&#8220;The Wire&#8221; Üzerine</title>
		<link>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/07/24/the-wire-uzerine/</link>
		<comments>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/07/24/the-wire-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Jul 2011 22:36:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kozmikbeyin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinematik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmikbeyin.wordpress.com/?p=68</guid>
		<description><![CDATA[Evet uzun süredir yazmıyorum farkındayım, bu sürekli yazma olayına kendimi bir türlü alıştıramadım ama yavaş yavaş daha fazla içerik bulma moduna gireceğim yakın zamanda. Bu yazının konusu bazılarına (ve benim şu ana kadarki izlediğim diziler arasında) gelmiş geçmiş en kaliteli yapım olan “The Wire” adlı dizi. Dizi Baltimore’da uyuşturucu ticaretini ve polislerin takibini konu alan [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=68&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class="wp-caption alignleft" style="width: 354px"><img alt="" src="http://images.dvdsetshop.co/upload/uploadfiles/wire-poster.jpg" title="The Wire" width="344" height="509" /><p class="wp-caption-text">Birçok sinemasevere göre gelmiş geçmiş en kaliteli yapım</p></div>
<p>Evet uzun süredir yazmıyorum farkındayım, bu sürekli yazma olayına kendimi bir türlü alıştıramadım ama yavaş yavaş daha fazla içerik bulma moduna gireceğim yakın zamanda. Bu yazının konusu bazılarına (ve benim şu ana kadarki izlediğim diziler arasında) gelmiş geçmiş en kaliteli yapım olan “<a href="http://www.imdb.com/title/tt0306414/" target="_blank">The Wire</a>” adlı dizi. </p>
<p>Dizi Baltimore’da uyuşturucu ticaretini ve polislerin takibini konu alan bir sezonla başlıyor ancak ilerki sezonlarda liman ticaretindeki oyunlar, politik yozlaşma ve medyadaki oyunları görüyoruz. Ön plana çıkartılacak birçok şey var dizi hakkında ancak bahsedilmesi gereken ilk şey oyuncuların karakterlerine tamamen oturduğudur. Yapım yüksek oranda oyunculuk talep ediyor mu? Bence hem hayır hem evet. Hayır çünkü dizi bazı diğer dizilerin yaptığı gibi kamera açısı oyunları, slowmotion hareketler ve ufak ufak gizemler gibi oyunlara başvurmuyor dolayısıyla oyuncular karaktere bir kere girdiğinde geri dönmesi veya bir sahne için ayrı tepkiler oluşturması gerekmiyor. Evetin sebebi ise karakterlere verilen günlük hayat tepkileri ve diyaloglarının çok gerçekçi olması. Bu bazı oyuncular için sorun olmazken bazı oyuncular için olabiliyor. Ancak dizi bu konuda çok iyi iş çıkartmış ve oyuncuların karakterlerine kaybolmasını sağlamış.</p>
<p>HBO’dan kaliteli yapım beklemek son derece doğal gibi, her ne kadar son zamanlarda çerezlik olarak True Blood gibi bir yapıma da sahip olsalar da yapımcıların yalnızca arz-talep değil sanatı ve kaliteyi de ön plana çıkartmayı sevdiklerini biliyoruz. </p>
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 490px"><span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/07/24/the-wire-uzerine/"><img src="http://img.youtube.com/vi/E2Fv-nJCfrk/2.jpg" alt="" /></a></span><p class="wp-caption-text">You can't play for shit like this man, it's life</p></div>
<p>Dizinin yapımcısı <a href="http://www.imdb.com/name/nm0800108/" target="_blank">David Simon</a> eski bir gazeteci ve gazetede polis raporları bölümünde uzun yıllar görev yapmış biri. Diğer yapımcılardan <a href="http://www.imdb.com/name/nm0122654/" target="_blank">Ed Burns</a> ise dizinin geçtiği yer olan Baltimore cinayet masasında uzun yıllar görev yapmış. Bu durumda ortaya çıkaracakları yapımda da gördükleri gerçekten hiç kaçınmayıp “it is what it is” tadında bir yapım ortaya çıkartmışlar. </p>
<p>Dizinin başına elinize mısır alıp hadı şu bir saatte biraz dizi bakiyim diye oturmuş olabilirsiniz. Ama birkaç bölüm sonra öyle bir olaya ve hikayeye kapılıyorsunuz ki sanki o gün Baltimore’da olanları izliyormuşsunuz gibi sizi kendine bağlıyor bu yapım. Neredeyse hiçbir atraksiyona başvurmadan sadece hikayesiyle insanı izlettirebilecek dizi veya film azdır. Olanlar da başyapıt felan oluyor zaten. Bu dizi de böyle, hikayesini, karakterlerini, olaylara bakışlarını, gerçek hayatın kendisini izliyorsunuz “The Wire” izlerken ve dizi insanoğlunun limitleri ve seçimleri konusunda bir ders veriyor sanki.  Zaten daha sonra yaptığım araştırmalarda da karakterlerin büyük bölümünün gerçek hayattan alındığını okumuştum. Spoiler vermeden bu tür dizileri anlatması zor oluyormuş onu fark ettim bir de bunu yazarken. </p>
<p>Diziyi birçok kişi bazı diğer başyapıtlar olan <a href="http://www.imdb.com/title/tt0141842/" target="_blank">The Sopranos</a>, <a href="http://www.imdb.com/title/tt0348914/" target="_blank">Deadwood</a> gibi yapımlarla karşılaştırıyor ancak yinede birinci sıraya yerleştiriyorlar. Ben henüz bu iki diziyi de seyretmediğim için bir şey diyemiyorum ancak The Sopranos’un biraz daha geçmişine bakarak bu tür hikaye bazlı dizilere öncü olduğunu söylemek mümkün. The Wire’dan sonra ise <a href="http://www.imdb.com/title/tt0903747/" target="_blank">Breaking Bad</a> böyle bir yöntemi deniyor ve The Wire kadar derin bir altyapıya sahip olmasa da başarılı olduğunu söyleyebiliyoruz.</p>
<div class="wp-caption alignleft" style="width: 490px"><span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/07/24/the-wire-uzerine/"><img src="http://img.youtube.com/vi/oYj7q_by_2E/2.jpg" alt="" /></a></span><p class="wp-caption-text">I got the shotgun, you got the briefcase, it's all in the game though right?</p></div>
<p>Neyse biz dizimize dönelim, karakterlerimiz bazı dizilerdeki gibi çocuk oyunu iyi-kötü ayrımından ziyade gerçekçi, kendi düşünceleri, inançları ve amaçları olan ya da hayatın içinde kaybolmuş ve kendini bulmaya çalışan insanlar. Dizide çoğu karakter ne tam olarak iyi ne de tam olarak kötü, hepsinin bir eksiği, bir artısı var ve hikaye hiçbir zaman tek kişinin etrafında dönmüyor. Ne kadar Jimmy McNulty başlangıçta dikkat çekse de hikayenin geri kalanında uyuşturucu baronlarının da insancıl yanlarını ve tepkilerini görüyoruz. Ve eğer ilk sezonları dikkatli izleyebilirseniz bize uzak bir kültürde gerçekleşen olayları izliyor olmamıza rağmen diziden öğrenilebilecek şeyler olduğunu fark ediyorsunuz. Diziden bir şey öğrenilir mi demeyin, öğreniliyor. Özellikle izlediğiniz “The Wire” ise.<br />
Son olarak herkesin ölmeden önce kesin izlemesi gerekenler listesinde üst sıraya koyması gereken bir dizi “The Wire” çünkü birçok sinemasever için de bir dizi hiç hem bu kadar gerçekçi olup hem de insanları başına oturtup izlettirememişti. İzleyin, izletin, görüş vb. için yorum yazın…</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kozmikbeyin.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kozmikbeyin.wordpress.com/68/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kozmikbeyin.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kozmikbeyin.wordpress.com/68/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kozmikbeyin.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kozmikbeyin.wordpress.com/68/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kozmikbeyin.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kozmikbeyin.wordpress.com/68/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kozmikbeyin.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kozmikbeyin.wordpress.com/68/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kozmikbeyin.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kozmikbeyin.wordpress.com/68/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kozmikbeyin.wordpress.com/68/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kozmikbeyin.wordpress.com/68/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=68&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/07/24/the-wire-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f0ca9cb2a1e7963c1185561f7cbdb645?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">kozmikbeyin</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://images.dvdsetshop.co/upload/uploadfiles/wire-poster.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">The Wire</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Güvenilir Bilginin Sınırları</title>
		<link>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/02/11/guvenilir-bilginin-sinirlari/</link>
		<comments>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/02/11/guvenilir-bilginin-sinirlari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 11 Feb 2011 16:30:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kozmikbeyin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Analitik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmikbeyin.wordpress.com/?p=62</guid>
		<description><![CDATA[Güvenilir bilginin teorik olarak sınırı var mıdır? Güvenilir bir &#8220;metafizik&#8221; mümkün müdür? Bu sorulara cevap verebilmek için &#8220;analitik yargı&#8221;, &#8220;sentetik yargı&#8221;, &#8220;a priori&#8221; bilgi, &#8220;a posteriori&#8221; bilgi ve &#8220;transendent&#8221; (aşkın) bilgi kavramlarını tanımlamamız gerekiyor. &#8220;Analitik yargı&#8221;lar, öznesinde yüklemi içeren yargılardır. Örneğin &#8220;Her çemberin merkezi vardır&#8221; önermesi, analitik bir önermedir. Çünkü merkez kavramı, çember kavramı tarafından [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=62&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güvenilir bilginin teorik olarak sınırı var mıdır? Güvenilir bir &#8220;metafizik&#8221; mümkün müdür?</p>
<p>Bu sorulara cevap verebilmek için &#8220;analitik yargı&#8221;, &#8220;sentetik yargı&#8221;, &#8220;a priori&#8221; bilgi, &#8220;a posteriori&#8221; bilgi ve &#8220;transendent&#8221; (aşkın) bilgi kavramlarını tanımlamamız gerekiyor.</p>
<p>&#8220;Analitik yargı&#8221;lar, öznesinde yüklemi içeren yargılardır. Örneğin &#8220;Her çemberin merkezi vardır&#8221; önermesi, analitik bir önermedir. Çünkü merkez kavramı, çember kavramı tarafından içerilir. Çemberin tanımı &#8220;Bir merkeze eşit uzaklıkta olan noktalar kümesi&#8221; dir. Yani merkez kavramı, çemberin tanımında zaten vardır. Dolayısıyla, her çemberin bir merkezi vardır&#8221; dediğimizde aslında yeni bir bilgi vermiş olmuyoruz. Sadece öznede içerilen gizli bilgiyi açığa çıkarmış oluyoruz. Elbette ki bu tür bir yargının da yeri ve anlamı vardır. Örneğin matematikte bu tür yargılar çok kullanılır. Ya da &#8220;dedüktif&#8221; çıkarımın (&#8220;tumdengelimsel&#8221; çıkarım) kullandığı herhangi bir akıl yürütmede bu tür yargılar kullanılır. (Dedüktif çıkarım, genel bir prensipten yola çıkıp özel ile ilgili bir bilgiye, bir sonuca ulaşmaktır. Örneğin: Öncül-1: &#8220;Sağlıklı her insan nefes alır&#8221;, Öncül-2: &#8220;Ahmet sağlıklı bir insandır&#8221;, Sonuç: &#8220;Ahmet nefes alır&#8221;). Bu tür yargıların özelliği zorunlu olarak doğru olmalarıdır. Analitik yargılar &#8221; a priori&#8221; doğrudur. Yani kanıtlanmaya ihtiyaç göstermezler. Çünkü fazladan bilgi kullanmazlar.</p>
<p>&#8220;Sentetik yargı&#8221;lar, öznelerinde yüklemi içermezler. Genel olarak, birbirlerinden bağımsız bilgileri birleştirirler. Örneğin &#8220;Babamın kazağı yeşildir&#8221; önermesi sentetik bir önermedir. Çünkü kazak kavramı zorunlu olarak yeşil olmayı gerektirmez. Kazaklar başka renk de olabilir. Yani burada birbirinden bağımsız bilgilerin (kazak ve renk) sentezi yapılmakta, ve yeni bir bilgi üretilmektedir. Dolayısıyla dışarıdan bilgi, &#8220;algı bilgisi&#8221; ışın içine girer. Fakat bir sorunla karşılaşılmaktadır, o da sentetik yargıların, birbirinden bağımsız bilgiler (ve algı bilgisi) kullanmaları yüzünden zorunlu olarak doğru olmamaları, &#8220;a posteriori&#8221; olmaları, yani doğrulanmaya ihtiyaç göstermeleridir. &#8220;İndüktif&#8221; çıkarımlar, (&#8220;tümevarımsal&#8221; çıkarım) normal olarak sentetik yargılar kullanır.</p>
<p>Dikkat edilirse, bilgi arttırmanın tek yolu sentetik yargı kullanmaktır ve onlar da doğrulanmaya ihtiyaç gösterirler. Bilimsel araştırmaların ürettiği yargılar sentetiktir. Bu yüzden bilim, sadece algılarımızla ulaşabileceğimiz dünyayla ilgilenir. Bunun da sonucu, bilimde, veya genel olarak bilgi dağarcığımızı arttıran ve bize yeni bilgi verme iddiasında olan herhangi bir bilgi edinme yönteminde, yargıların kanıtlanmasının zorunluluğudur.</p>
<p>Bu süreç içinde, elbette analitik yargılardan da yararlanılır. Fakat onların görevi yeni bilgi vermek değildir. Eski bilgiyi açığa çıkartmaktır. Eğer analitik yargıları yeni bilgi edinmede kullanmaya kalkarsak &#8220;döngüsel akıl yürütme&#8221; (circular reasoning) kullanmış oluruz. Yani bir kabul yapar, bu kabulden yola çıkar, döner dolaşır yine o kabulün içerdiği bilgiye ulaşırız. (Dinde bunun örneği çoktur).</p>
<p>Burada &#8220;transentent&#8221; (aşkın) bilgi ve &#8220;metafizik&#8221; in de tanımını yapmamız gerekiyor. Transendent bilgi, mevcut fiziksel dünyanın ve mevcut bilginin sınırlarını aşan bilgidir. Örneğin öbür dünya bilgisi transendent bilgidir. Yada evrenin dışında ne olduğu bilgisi transendent bilgidir. Metafizik ise, transendent bilgi ile ilgilenen bir felsefe alanıdır.</p>
<p>Fakat ünlü filozof Immanuel Kant&#8217;dan beri bilinmektedir ki, güvenilir bir metafizik bilgiye ulaşmak için &#8220;Sentetik a priori&#8221; yargılara ihtiyaç vardır. Yani yeni bilgi veren, fakat kanıtlanmaya ihtiyaç göstermeden doğruluğu bilinen yargılar. (Yukarıda ifade ettiğimiz gibi normal olarak sentetik yargılar &#8220;a posteriori&#8221; dir). Kant &#8220;Salt Aklın Kritigi&#8221; eserinde büyük ölçüde bu konuyu işlemiş ve sonunda hayal kırıklığı içinde, &#8220;Sentetik a priori&#8221; yargıların, dolayısıyla güvenilir bir metafizigin bulunamayacağı sonucuna ulaşmıştır.</p>
<p>Yani kısacası, doğaötesinin, ve dolayısıyla herhangi bir tür metafizik kavramın (tanrı, ölümden sonra hayat, evrenin ötesi, vs) sağlıklı ve güvenilir bir bilgisine ulaşılamaz. </p>
<p>Buradan açıkça dini bilgiye bel bağlamış kişilerin beklentilerinin boş olduğu sonucu çıkmaktadır. Fakat elbette ki, bu anlattıklarımızı anlasalar da, inançlı kesim bildiğinden vazgeçmeyecektir. Hala doğaötesinin güvenilir bilgisine &#8220;kalp gözü&#8221;, ya da &#8220;gönül gözü&#8221; dedikleri kavramlarla ulaşılabileceklerini düşüneceklerdir. Bunların toplumsal yaşam içinde geliştirdikleri psikolojik şartlanmalar olduğunun bilincine varmadan.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kozmikbeyin.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kozmikbeyin.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kozmikbeyin.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kozmikbeyin.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kozmikbeyin.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kozmikbeyin.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kozmikbeyin.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kozmikbeyin.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kozmikbeyin.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kozmikbeyin.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kozmikbeyin.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kozmikbeyin.wordpress.com/62/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kozmikbeyin.wordpress.com/62/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kozmikbeyin.wordpress.com/62/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=62&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/02/11/guvenilir-bilginin-sinirlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f0ca9cb2a1e7963c1185561f7cbdb645?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">kozmikbeyin</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Açlık Oyunları Fanlarından Amatör Çekimler</title>
		<link>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/01/03/aclik-oyunlari-fanlarindan-amator-cekimler/</link>
		<comments>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/01/03/aclik-oyunlari-fanlarindan-amator-cekimler/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 03 Jan 2011 15:51:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kozmikbeyin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinematik]]></category>
		<category><![CDATA[açlık oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[amatör çekimler]]></category>
		<category><![CDATA[L4gMast3Rz]]></category>
		<category><![CDATA[mainstay]]></category>
		<category><![CDATA[youtube]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmikbeyin.wordpress.com/?p=52</guid>
		<description><![CDATA[İlk olarak bu yazının spoiler içerdiğini söyliyeyeyim dolayısıyla eğer kitapları okumak gibi bir niyetiniz varsa ve spoiler sevmiyorsanız okumayabilirsiniz. Haberler fazla yeni olmasada bazı stüdyoların ve bazı fanların Açlık Oyunları serisi için kısa film ve bazı sahneleri çektiğini paylaşmak gerektiğini hissettim. İlk olarak oyuncu seçmeleri ve başvurular için yardımcı olması açısından Mainstay Productions Katniss ve [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=52&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İlk olarak bu yazının spoiler içerdiğini söyliyeyeyim dolayısıyla eğer kitapları okumak gibi bir niyetiniz varsa ve spoiler sevmiyorsanız okumayabilirsiniz. </p>
<p>Haberler fazla yeni olmasada bazı stüdyoların ve bazı fanların Açlık Oyunları serisi için kısa film ve bazı sahneleri çektiğini paylaşmak gerektiğini hissettim. İlk olarak oyuncu seçmeleri ve başvurular için yardımcı olması açısından Mainstay Productions <em>Katniss ve Rue arasında geçen duygusal ölüm</em> sahnesini canlandırmak istemişler ve vido için yapımcı John Lyde şunları söylemiş:</p>
<blockquote><p>Binlerce Katniss ve Rue oyuncu seçmelerine katılıyoruz. Çoğu zaman oyuncular nasıl oynamaları gerektiğini bilmiyor veya bizim ne aradığımızı . Bu küçük film’i hem filmi bekleyen hayranlar hemde o oyunculara yol göstermek için yaptık.</p></blockquote>
<p>İyi de yapmışlar gibi gözüküyor çünkü sahne genel olarak başarılı sayılabilir. Aslında konuşulabilecek birkaç ufak detay var ancak bu yazıda fazla detaya girmek istemediğim için direkt videoyu koymak istiyorum. Ne yazık ki videolar şimdilik ingilizce bu nedenle ingilizcesi kötü olan arkadaşlar ben veya başkası altyazı koyana kadar beklemek isteyebilir ancak ne olup bittiğini anlamak için de illa dil bilmek gerekmiyor.</p>
<span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/01/03/aclik-oyunlari-fanlarindan-amator-cekimler/"><img src="http://img.youtube.com/vi/Z_jw3z68TW0/2.jpg" alt="" /></a></span>
<p>Bu kısa yapımda Rue karakterini <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm2472972/">Savanna Kylie Lewis</a>, Katniss karakterini ise <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm1058095/">Danielle Chuchran</a> canlandırmış.</p>
<p>İkinci videomuz ise neredeyse tüm filmin kısa bir özeti şeklinde geçiyor ve ilkine göre daha amatör kalan ve daha yeni bir yapım. İki bölüm halinde yayınlanan bu video youtubeda <a target="_blank" href="http://www.youtube.com/user/L4gMast3Rz">L4gMast3Rz</a> adıyla geçen bir amatör film grubu yapmış.</p>
<span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/01/03/aclik-oyunlari-fanlarindan-amator-cekimler/"><img src="http://img.youtube.com/vi/coNQOLQCFSo/2.jpg" alt="" /></a></span>
<span style="text-align:center; display: block;"><a href="http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/01/03/aclik-oyunlari-fanlarindan-amator-cekimler/"><img src="http://img.youtube.com/vi/htvj6ZnJOGA/2.jpg" alt="" /></a></span>
<p>Bu yapım hakkında daha çok bilgi almak için grubun <a target="_blank" href="http://www.facebook.com/pages/L4gMast3Rz/145563802148858">facebook sayfası</a>nı ziyaret edebilirsiniz.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kozmikbeyin.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kozmikbeyin.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kozmikbeyin.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kozmikbeyin.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kozmikbeyin.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kozmikbeyin.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kozmikbeyin.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kozmikbeyin.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kozmikbeyin.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kozmikbeyin.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kozmikbeyin.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kozmikbeyin.wordpress.com/52/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kozmikbeyin.wordpress.com/52/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kozmikbeyin.wordpress.com/52/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=52&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2011/01/03/aclik-oyunlari-fanlarindan-amator-cekimler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f0ca9cb2a1e7963c1185561f7cbdb645?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">kozmikbeyin</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Katniss&#8217;i Kim Oynamalı?</title>
		<link>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2010/12/28/katnissi-kim-oynamali/</link>
		<comments>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2010/12/28/katnissi-kim-oynamali/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Dec 2010 21:52:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kozmikbeyin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinematik]]></category>
		<category><![CDATA[açlık oyunları]]></category>
		<category><![CDATA[everdeen]]></category>
		<category><![CDATA[hunger games]]></category>
		<category><![CDATA[katniss]]></category>
		<category><![CDATA[kim oynamalı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmikbeyin.wordpress.com/?p=42</guid>
		<description><![CDATA[“The Hunger Games” türkçesiyle Açlık Oyunları serisinden bahsediyorum. Şu ana kadar iki kitabını okudum ve geriye bir tane kaldı. Seri orijinal sayılabilecek bir dünyada geçiyor. Bölgelere ayrılmış köylerin totaliter ve faşist bir rejim altında ezilirken gençlerin ve tabiki ana karakterimizin (Katniss Everdeen) maceralarını okuyoruz. Daha önce de gençlik kitapları yazmış olan Suzanne Collins bu seride [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=42&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“<a target="_blank" href="http://en.wikipedia.org/wiki/The_Hunger_Games">The Hunger Games</a>” türkçesiyle <a target="_blank" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/A%C3%A7l%C4%B1k_Oyunlar%C4%B1">Açlık Oyunları</a> serisinden bahsediyorum. Şu ana kadar iki kitabını okudum ve geriye bir tane kaldı. Seri orijinal sayılabilecek bir dünyada geçiyor. Bölgelere ayrılmış köylerin totaliter ve faşist bir rejim altında ezilirken gençlerin ve tabiki ana karakterimizin (Katniss Everdeen) maceralarını okuyoruz. Daha önce de gençlik kitapları yazmış olan Suzanne Collins bu seride performansını arttırmış ve sadece gençlere değil genel yetişkin okuyucuya da hitab edebilen oldukça sürükleyici bir seri ortaya çıkmış. Bu serinin film hakları Lionsgate tarafından <a target="_blank" href="http://www.comingsoon.net/news/movienews.php?id=53788">satın alınıp</a> ilk bölümü 2013’te çıkmak üzere ayarlanmıştı. Sanırım yönetmen koltuğunda da genellikle senaryo yazarı olarak gördüğümüz ancak Seabiscuit gibi güzel bir yapımı da yönetmiş olan <a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm0002657/">Gary Ross</a> <a target="_blank" href="http://screenrant.com/hunger-games-gary-ross-kofi-78442/">oturacak</a>. Yönetmen konusunda ortalama bir seçim olduğunu düşünsem de projede özellikle görüntü yönetmenliği ve görsel efektler konusunda üst düzey ve işini çok iyi bilen isimlerin yer alması gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>İşin bu kısmları bir yana bir de böyle bir blockbuster yerine koyulabilecek bir yapımda lead role çok önemlidir. Başrol oyuncusu karaktere çok rahat girebilmeli ve birçok kitaptan filme uyarlamalardaki karakterin genel fiziksel özelliklerinden çalma gibi durumlardan uzak durulmalıdır. Bu anlamda karaktere hem fiziksel hem de oyunculuk olarak uyabilecek kişilerin seçilmesi de dolayısıyla çok önemli. Medyada belirli isimler dönüyor, ben de bu isimler üzerindeki görüşlerimi yazmak istedim. Başrol Katniss Everdeen(16) karakteri için konuşulan isimler arasında Kaya Scodelario, Dakota Fanning, Jodelle Ferland, Elle Fanning, Chloe Grace Moretz gibi güçlü isimler yer alıyor. Daha farklı görüşler de var ama bunlar en güçlü adaylar oldukları için şimdilik bunlardan bahsedeceğim. Sonuçta zaman geçtikçe Lionsgate farklı oyuncular söz konusu olursa tüyolar vermeye başlayacaktır.</p>
<p><a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm2546012/"><strong>Kaya Scodelario</strong></a>:<br />
Şu anda başrol için en güçlü adaylardan biri gibi gözüküyor. Kaya çok fazla tanınmayan ve henüz göze batan ciddi bir yapımda oynamamış bir aktris ancak dış görünüşü dolayısıyla –siyah uzun saçlar, beyaz ten, ortalama bir güzellik, atletik bir vücut- Katniss karakteri için uygun görülüyor. Bana göre de oldukça uygun bir seçim olabilir ancak oyunculuğu konusunda endişelerim yok değil. Henüz hiçbir yapımda başrol oynamamış bir oyuncuya şans verilmesin demiyorum tabi ancak Katniss gibi yer yer duygusal dengesiz bir karakteri oynayabilmesi için yeteneğinden emin olmak gerektiğini düşünüyorum. Dolayısıyla Moon, Skins ve Clash of the Titans’da sahip olduğu gibi yan roller yapımın kalitesi açısından yeterli olmayabilir. Dolayısıyla Kaya’yı bu yapıma dahil etmeden önce yapımcıların kişisel olarak ince eleyip sık dokuması gerekiyor. Ben ise Kaya’nın şu ana kadar rol aldığı filmlerden sadece Clash of the Titans ve Moon’u izledim. Analiz yapacak fazla veri yok çünkü bu derece yan rolleri süreklilik isteyen bir başrolle kıyaslamak konusunda endişelerim var. Umarım kendisi bu tür rollerin altından kalkabilecek kadar yeteneklidir.</p>
<p><a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm0266824/"><strong>Dakota Fanning</strong></a>:<br />
Dakota’yı bilen biliyor. Hayatı kamera önünde geçmiş bu insan evladının oyunculuk yeteneğini pek tartışamayız. Ancak fiziksel olarak benim resmettiğim gibi bir Katniss karakterine uygun olmadığını itiraf etmeliyim. Ne kadar saçlarını siyaha boyayıp görsel ayar versekte ben Dakota’nın Katniss için fiziksel olarak uygun olmayacağını ancak kitapta sık görülen bazı yan roller için (Arenada bir rakip) uygun olabileceğini düşünüyorum. Tabi Dakota’nın böyle bir rol için biraz fazla yıldız olabileceği de malum gerçek.</p>
<p><a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm0272706/"><strong>Jodelle Ferland</strong></a>:<br />
Benim şu anki şahsi favorim Jodelle Ferland. Kendisini Silent Hill’den beri takip ediyorum ve o zamandan beri fanıyım diyebilirim. Genelde karanlık ve korku projelerinde çalışmış olan bu kardeşimizin hem fiziksel hem de oyunculuk olarak altyapısı örtüşüyor. Kendisi hem yeterince başrollerde oynamış ve tecrübeye sahip, hem de fiziksel bir Katniss portresi için uygun. Ayrıca yaşı da bu iş için tam uyuyor. Imdb detaylarını incelerseniz (Ünlü yönetmenlerle projeleri ve diğer tecrübeleri) neden bu şekilde düşündüğümü anlayabilirsiniz. Dolayısıyla kendisi benim ilk tercihim.</p>
<p><a target="blank_" href="http://www.imdb.com/name/nm1102577/"><strong>Elle Fanning</strong></a>:<br />
Elle Katniss karakteri için maalesef henüz biraz fazla küçük. Bu nedenle onu daha çok Prim yada Rue karakterleri için uygun olduğunu düşünüyorum. Oyunculuk açısından ablası gibi onun da yeterli olduğu bir gerçek zira o da kameraların önünde büyümüş olan yetenekli bir oyuncu. Sarışın olması açısından Rue karakterinden ziyade Prim için biraz daha uygun olabileceğini düşünüyorum.</p>
<p><a target="_blank" href="http://www.imdb.com/name/nm1631269/"><strong>Chloe Grace Moretz</strong></a>:<br />
Tabiki son zamanların yükselen yıldızı Chloe’nin bu yapım için öngörülmesi kaçınılmaz gibiydi. Daha bu yaşta elinin altında 35 civarında yapım bulunan pek az oyuncu vardır ve kendisi oyunculuk için doğal bir yeteneği olduğunu bize birçok kez kanıtladı. Özellikle son Kick Ass ve Let me in karakterleri çıkardığı iş oldukça iyiydi. Ancak gel gelelim Katniss rolü için maalesef kendisi pek uygun gözükmüyor. İlk olarak saçların uzaması ve siyaha boyanmasını bekleyebilirdik ancak beyaz ve biraz soluk tenli olmasını bu denli sarışın birisinden beklemek biraz fazla olur gibi. Belki detaylara fazla takıyorsun diyebilirsiniz, haklı da olabilirsiniz çünkü Chloe bu tür detayları bize unutturabilecek kadar (Örn: Joker olarak Heath Ledger)  başarılı bir oyunculuk sergileyebilecek kapasitede bir oyuncu. Dolayısıyla kendisi Kaya ile birlikte benim ikinci tercihim diyebilirim. </p>
<p>Hunger Games konusunda tartışılabilecek birçok detay ve farklı karakterler için önerilen oyuncular var tabi daha ancak şimdilik ön planda olan başrol adayları üzerine ufak bir yazı oldu. İlerde bu konuda yeni olaylar geliştikçe yeni bir yazı gelmesi büyük olasılıkla kaçınılmaz tabi. Eğer sizin de önerileriniz var ise yorum olarak belirtirseniz sevinirim.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kozmikbeyin.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kozmikbeyin.wordpress.com/42/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kozmikbeyin.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kozmikbeyin.wordpress.com/42/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kozmikbeyin.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kozmikbeyin.wordpress.com/42/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kozmikbeyin.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kozmikbeyin.wordpress.com/42/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kozmikbeyin.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kozmikbeyin.wordpress.com/42/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kozmikbeyin.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kozmikbeyin.wordpress.com/42/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kozmikbeyin.wordpress.com/42/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kozmikbeyin.wordpress.com/42/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=42&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2010/12/28/katnissi-kim-oynamali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f0ca9cb2a1e7963c1185561f7cbdb645?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">kozmikbeyin</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Son Filmler Üzerine Kısacık &#8211; I</title>
		<link>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2010/12/27/son-filmler-uzerine-kisacik-i/</link>
		<comments>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2010/12/27/son-filmler-uzerine-kisacik-i/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Dec 2010 23:53:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kozmikbeyin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Anlık Etki]]></category>
		<category><![CDATA[Sinematik]]></category>
		<category><![CDATA[abby]]></category>
		<category><![CDATA[chloe]]></category>
		<category><![CDATA[chloe grace moretz]]></category>
		<category><![CDATA[chloe moretz]]></category>
		<category><![CDATA[filmler]]></category>
		<category><![CDATA[kick ass]]></category>
		<category><![CDATA[let me in]]></category>
		<category><![CDATA[nicholas cage]]></category>
		<category><![CDATA[sinema]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmikbeyin.wordpress.com/?p=37</guid>
		<description><![CDATA[Not: Okumaya başlamadan önce hatırlatma belirtme ihtiyacı hissettim, &#8220;Anlık Etki&#8221; etiketi altında yayınladığım yazılarımda adı üstünde anlık olduğu için doğru yazım kuralları ve akıcı bir anlatım beklemenizi istemiyorum. Anlık cümleler kurduğum ve üzerinden tekrar geçmediğim için aynı paragrafta konudan konuya atlayabilir, şaklabanlıklar yapmış olabilirim. Geçen gün izledim bir süredir ortalıkta olan “kick ass” adlı filmi. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=37&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Not: Okumaya başlamadan önce hatırlatma belirtme ihtiyacı hissettim, &#8220;Anlık Etki&#8221; etiketi altında yayınladığım yazılarımda adı üstünde anlık olduğu için doğru yazım kuralları ve akıcı bir anlatım beklemenizi istemiyorum. Anlık cümleler kurduğum ve üzerinden tekrar geçmediğim için aynı paragrafta konudan konuya atlayabilir, şaklabanlıklar yapmış olabilirim.</em></p>
<p>Geçen gün izledim bir süredir ortalıkta olan “kick ass” adlı filmi. Uzun süre dikkatimi çekmemiş olmasına şaşırdım aslında daha önce izlemeliymişim oldukça başarılı bir yapımdı çünkü. Oyunculuk bir yana filmin gidişatında klasik süper kahraman modelleri kullanılmamış, hala insan ama süper güçler olmadan bir şey başarabilen ya da başaramayan karakterler üzerinde durulmuş filmin bu tür bir bakış açısından giderek gençlik filmi modunda da ilerleyebilmesini sevdim. Ana karakterimiz kick ass oldukça kendi halinde “everyday regular normal guy” tadında takılırken birden kafasında beliren ampülle birşeyler başarmaya çalışması kayda değer olmuş. </p>
<p>Oyunculuk açısından Nicholas Cage gibi bir ustanın yanında göze batan bir kişi varsa o da “Hit-Girl” rolünü oynayan Chloe Grace Moretz olmuş. O yaşta o ne güzel oyunculuktur öyle. Şirinlik desen var, badass mod desen o da var ve hareketlerin neredeyse hepsini kendi yapmış filmde. Oyunculuğunda bence onun yaşındaki (13) birinden beklenmeyecek kadar olgun bir yön sergilemiş. Filmden sonra izlediğim röpartajlarında da oldukça olgun bir kişiliği olduğunu fark ettim zaten. Aslında Chloe’yi bir İsveç başyapıtı olan “Let the right one in”in hollywood versiyonu olacak olan “Let me in” için bekliyordum ve böyle bir filmde karşılaşmam ne kadar yoğun bir dönemde olduğunu anlamama neden oldu. Hatunun daha bu yaşta yaklaşık 25 civarında filmi var. Buraya yazıyorum geleceğin Natalie Portman’ı hatta çok daha göze batan versiyonu olacak bu insan göreceksiniz… Chloe konusu oldukça uzatılabilir ama geçelim sonra başka bloglarda detaylarını da bahsederiz. </p>
<p>Nerede kalmıştık. Hah Let me in demiştim dimi. Filmin düzgün versiyonları henüz malum yerlere düşmediği için ve Türkiye sinemaları ile uzaktan yakından alakası olmadığı için şimdilik cam versiyonuyla yetinmek zorunda kaldım ve İsveç yapımı ilk versiyonunun hayranı olan biri olarak söyleyebilirim ki scene by scene olayı iyi olmuş. Hikaye değişmemiş, bozulmamış ve oyunculuklar sırıtmamış. İlk filmdeki o soğuk ve karanlık atmosferi yakalamakta zorlanmamışlar ve Kick Ass’da hoplayıp zıplayarak badass mod sergileyen Chloe’miz burada neredeyse tam zıttı bir karakteri oldukça başarılı bir şekilde oynamış. Tekrar diyorum çok iyi oyuncu bu hatun dikkat edin doğal bir yeteneği var. </p>
<p>Let me in konusunda hoşuma gitmeyen tek şey eve davet edilmeden girdiği sahnede yüzdeki kanama sahnesinin orijinal filme oranla daha sönük kalmış olması. Oysa ki havuz sahnesiyle birlikte en sevdiğim sahneydi aynı sahnenin farklı bir versiyonunu görmek çok hoş olurdu doğrusu ama boynu bükük duran Abby’nin yüzünü kanama başlarken doğru düzgün göremiyoruz ve seyir zevkimiz bozulabiliyor. Sahne derinliği kayboluyor dolayısıyla. Madem scene by scene yapıcam diyorsun gaz veriyorsun tamamen aynı yap dimi ama. Sonuçta anladık amacınızın sadece hollywood versiyonu modunda takılıp para kazanmak olduğunu yoksa böyle başyapıtlara dokunmazsınız siz sevgili popüler kültür avcısı yapımcıları. “Madem vampirler bu aralar iş yapıyor yardıralım panpa” demekle olmuyormuş bu işler ama, bunu <a href="http://www.the-numbers.com/movies/2010/LTRON.php">filmin rakamlarından</a> da anlayabiliyoruz zira film yapım bedeli olan 20.000.000$’ı dahi çıkartamamış durumda henüz. Ancak eğer bu filmin <a href="http://www.imdb.com/title/tt1228987/">imdb notu</a>na bakarsanız 7.4 gibi bir puan aldığını da görebilirsiniz. Buradan yapabileceğiniz çıkarımlar var tabi. Amerikan sineması son zamanlarda boğazına kadar janjanlı filmlere batmış durumda. Arada bir tabiki güzel yapımlar çıkabiliyor ama şu zamanlarda çıkan çoğu yapım sizin de bildiğiniz gibi ya tekrarlar ya da blockbuster comic book yapımları. Ailenizle ya da arkadaşlarınızla güzel bir hafta sonu geçirmek için eğlendirebiliyorlar tabi ama gözler biraz daha sanat arıyor bazen, daha çok hissetmek istiyor, empatiyi yakalamak istiyor. Bu anlamda filmin şu anki durumuna ister reklam eksikliği ister yanlış zamanlama ister başka bir şey söyleyin ama filmin genel izleyici açısından beğenildiği ortada. Dolayısıyla hiç olmadı dvd satışlarından film kendini kurtarır diye düşünüyorum.  </p>
<p>Bu konudaki anlık görüşlerim şimdilik bu kadar ancak patlayan bir bomba misali her an anlık yakaladığım ve şu anda hatırlayamadığım tonlarca detayı aktarabileceğim için “eyyollamam bu kadar haydi hayırlı işler” deyip huzurunuzdan ayrılıyorum.</p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kozmikbeyin.wordpress.com/37/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kozmikbeyin.wordpress.com/37/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kozmikbeyin.wordpress.com/37/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kozmikbeyin.wordpress.com/37/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kozmikbeyin.wordpress.com/37/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kozmikbeyin.wordpress.com/37/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kozmikbeyin.wordpress.com/37/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kozmikbeyin.wordpress.com/37/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kozmikbeyin.wordpress.com/37/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kozmikbeyin.wordpress.com/37/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kozmikbeyin.wordpress.com/37/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kozmikbeyin.wordpress.com/37/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kozmikbeyin.wordpress.com/37/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kozmikbeyin.wordpress.com/37/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=37&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2010/12/27/son-filmler-uzerine-kisacik-i/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f0ca9cb2a1e7963c1185561f7cbdb645?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">kozmikbeyin</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Neden Sosyalizm? -Albert Einstein-</title>
		<link>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2010/10/21/neden-sosyalizm-albert-einstein/</link>
		<comments>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2010/10/21/neden-sosyalizm-albert-einstein/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Oct 2010 13:51:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kozmikbeyin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Analitik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmikbeyin.wordpress.com/?p=33</guid>
		<description><![CDATA[Ekonomik ve toplumsal konularda uzman olmayan birinin sosyalizm hakkında görüş bildirmesi doğru mudur? Ben buna birkaç neden yüzünden evet diyorum. Gelin, bu soruyu önce bilimsel bilgi açısından değerlendirelim. İlk bakışta astronomi ve ekonomi arasında önemli yöntemsel farklılıklar görülmeyebilir. Her iki alanda da bilim adamları kısıtlı sayıdaki görüngülerin (fenomen) aralarındaki bağlantıları mümkün olduğu kadar anlaşılır yapmak [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=33&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ekonomik ve toplumsal konularda uzman olmayan birinin sosyalizm hakkında görüş bildirmesi doğru mudur? Ben buna birkaç neden yüzünden evet diyorum.</p>
<p>Gelin, bu soruyu önce bilimsel bilgi açısından değerlendirelim. İlk bakışta astronomi ve ekonomi arasında önemli yöntemsel farklılıklar görülmeyebilir. Her iki alanda da bilim adamları kısıtlı sayıdaki görüngülerin (fenomen) aralarındaki bağlantıları mümkün olduğu kadar anlaşılır yapmak için genel kabul görecek yasalar keşfetmeye çalışırlar</p>
<p>Fakat aslında yöntemsel farklar vardır.</p>
<p>Ekonomi alanında genel kabul gören yasaların keşfedilmesini zorlaştıran gözlemlenecek ekonomik görüngülerin(fenomen) pek çok faktörden etkilenmeleri ve bu etkilerin tek başlarına değerlendirilememesidir. Ayrıca, -hepimzin bildiği gibi- insanlık tarihinde ‘uygar dönem’ in başlangıcından bu yana edinilen deneyimler özünde ekonomik olmayan faktörlerden etkilenip kısıtlanmıştır.</p>
<p>Örneğin, birçok büyük devlet şekli varlıklarını fetihlere borçludurlar. Fetheden halklar, kendilerini fethettikleri ülkenin -yasal ve ekonomik olarak- ayrıcalıklı sınıfı yapmışlardır. Toprak sahipliğini tekellerine geçirmişler ve ruhani gurubu kendi aralarından belirlemişlerdir. Eğitimi kontrol eden bu rahipler, toplumdaki sınıf ayrımını kurumlaştırmışlar, insanların bundan sonra –çoğunlukla bilinçsizce- toplumsal davranışlarını yönlendirecek bir değerler sistemi yaratmışlardır.</p>
<p>Ama bu tarihi geleneğin geçmişte kalmış olmasına rağmen, Thorstein Veblen ‘in insanın gelişimindeki ‘yağmacı dönemi’ diye adlandırdığı dönemi henüz hiçbir yerde aşabilmiş değiliz. Algılanabilen ekonomik gerçekler bu döneme aittir ve bunlardan oluşturabileceğimiz yasalar bile başka dönemlere uygulanamaz. Sosyalizmin gerçek amacı insan gelişiminin bu yağmacı dönemini yenmek ve onu aşmak olduğu için, bugünkü ekonomi bilimi, geleceğin sosyalist toplumuna çok az ışık tutabilir.</p>
<p>Ayrıca, sosyalizm toplumsal-etik bir amaca yönelmiştir. Oysaki bilim amaç yaratamadığı gibi insanlara da aşılayamaz: Bilim olsa olsa belirli amaçlara ulaştıracak araçları sunar. Fakat bu amaçlar yüksek etik ülküler taşıyan kişilikler tarafından düşünülürler. Eğer bu amaçlar ölü doğmamışlar da canlı ve güçlülerse, toplumun ağır gelişimini kısmen bilinçsizce belirleyen sayısız insanlar tarafından üstlenilip geleceğe taşınacaklardır.</p>
<p>Bu nedenlerden dolayı uyanık olmalıyız ve konu insan sorunları olduğu zaman bilime ve bilimsel yöntemlere fazla değer vermemeliyiz. Ayrıca, toplum düzeni hakkındaki sorulara da sadece uzmanların fikir belirtme hakları olduğunu düşünmemeliyiz.</p>
<p>Uzun zamandır sayısız sesler, toplumun bir kriz geçirdiğini ve dengesinin ciddi şekilde bozulduğunu ileri sürdü. Bu tür durumların özelliği, bireylerin ait oldukları; küçük veya büyük topluluğa karşı ilgisiz kalması veya belki de düşmanca bir tavır almasıdır. Bu konuda kendi bir deneyimim: Kısa bir süre önce zeki ve dost tavırlı bir beyle insanoğlunun varlığını ciddi şekilde tehdit edeceğini düşündüğüm yeni bir savaş tehlikesini konuştum ve bu tehlikeye karşı sadece uluslar üstü bir kurumun güvence sağlayabileceğini söyledim. Bunun üzerine konuğum, sakin bir tavırla şunları söyledi: “İnsanlığın yok olmasına neden bu denli karşı çıkıyorsun ki?”</p>
<p>Eminim ki, yüz yıl önce hiç kimse bu tür bir fikri böylesine kolay beyan edemezdi. Bu cümle, kendi iç dengesini kurmak için boşuna çabalayan ve başarma ümidini az çok kaybetmiş bir insana aittir. Bu sözler, bugün birçok insanın yaşadığı acılı yalnızlaşma ve tecridin ifadesidir. Bunun nedeni nedir? Kurtuluş yolu var mıdır?</p>
<p>Bu tür soruları sormak kolaydır ama kesin olarak cevaplamak çok zordur. Duygularımızın ve uğraşılarımızın birbiriyle çeliştiğinin, müphemliğinin ve basit formüllerle açıklanamayacağının bilincinde olmama rağmen, elimden geldiğince cevaplamaya çalışacağım.</p>
<p>İnsan, aynı anda hem toplumsal hem de yalnız bir varlıktır. Yalnız bir varlık olarak kendisinin ve ona en yakın olanların varlığını korumaya, kişisel ihtiyaçlarını tatmin etmeye ve doğuştan gelen yeteneklerini geliştirmeye çalışır. Toplumsal bir varlık olarak da, diğerlerinin takdir ve ilgisini kazanmaya, onların coşkularını paylaşmaya, acılarını dindirmeye ve onların hayatını geliştirmeye uğraşır. Sadece bu çok yönlü ve birbiriyle sık sık çelişen çabaların varlığı insanın özelliğini teşkil eder; bunların özel bileşkesi bir insanın ne dereceye kadar iç dengesini kurabileceğini ve toplumun refahına katkıda bulunabileceğini belirler. Bu iki itkinin göreli gücünün temel olarak kalıtım yoluyla belirleniyor olması olasıdır.</p>
<p>Fakat nihayetinde ortaya çıkan kişilik, kişinin gelişme döneminde içinde bulunduğu çevreyle, içinde büyüdüğü toplumun yapısıyla, o topluma ait geleneklerle ve bazı davranışların yüceltilmesiyle şekillenir. Soyut “toplum” kavramı, insanın kendi çağdaşlarıyla ve geçmişte yaşamış insanlarla olan doğrudan ve dolaylı ilişkilerinin toplamıdır. Kişi kendi başına düşünebilir, hissedebilir, çabalayabilir ve çalışabilir, fakat fiziksel, entelektüel ve duygusal varoluşu topluma öylesine bağımlıdır ki, onu toplumun çerçevesi dışında düşünmek veya anlayabilmek imkânsızdır. İnsana yiyecek, giyecek, ev, çalışma aletleri, dil, düşünce kalıpları ve kafasındaki birçok şeyi sağlayan “toplum”dur. Kısa “toplum” sözcüğünün ardında, geçmişte ve bugün milyonlarca insanın başardığı birçok iş yatmaktadır.</p>
<p>Bu nedenle, insanın topluma bağımlılığı -tıpkı arılar ve karıncalarda olduğu gibi- kolay yok edilemez bir doğal yasadır. Öte yandan, karıncaların ve arıların hayatları boyunca yaptıkları işin detayları katı kalıtsal içgüdülere dayanırken, insanların ilişkileri ve toplumsal düzenleri çok farklı ve değişikliklere açıktır. Yeni bağlar kurma yetisi, bellek ve sözlü iletişim yeteneği, insanlar arasında biyolojik ihtiyaçlar tarafından belirlenmeyen gelişimlere yol açmıştır. Bu tür gelişimler geleneklerde, kurumlarda, örgütlerde, edebiyatta, bilimsel ve teknik başarılarda ve sanat çalışmalarında kendilerini gösterirler. Bu olay, insanın kendi hayatının iplerini nasıl elinde tuttuğunu ve bu süreçte bilinçli düşünme ile isteğin rol oynayabileceğini gösterir.</p>
<p>İnsan doğuştan bir biyolojik yapıya kalıtsal yolla sahip olur ve bu değişmez. Buna, insan soyunun özelliği olan doğal etkiler de dâhildir. Ayrıca, yaşamı boyunca gerek iletişim yoluyla, gerekse başka birçok etkileşimle, toplumdan belli bir kültürel yapı alır. Zamanla değişmek zorunda olan ve bireyle toplum arasındaki ilişkiyi büyük ölçüde belirleyen işte bu kültürel yapıdır. İlkel toplum diye anılan toplumlarla yapılan karşılaştırmalı araştırmalarla, modern antropoloji, insanların toplumsal davranışlarının, hüküm süren kültürel kalıplarla ve toplumdaki örgütlerin yapısıyla değişebileceğini öğretmiştir bize. İnsan kaderini iyileştirmeye çalışanlar umutlarını şuna bağlayabilir: İnsanlar biyolojik yapıları nedeniyle birbirlerini yok etmeye veya insafsız olmaya ve kendi yarattığı kaderin merhametine sığınmaya mahkûm edilmemişlerdir.</p>
<p>İnsan hayatını elimizden geldiğince tatminkâr yapabilmek için toplumun yapısını ve insanın davranışlarını nasıl değiştireceğimizi kendimize sorduğumuzda, bazı koşulları değiştiremeyeceğimiz gerçeğini sürekli aklımızda tutmalıyız. Daha önce belirttiğim gibi, insanın biyolojik yapısı her tür pratik amaç için değiştirilemez. Ayrıca, son birkaç yüzyıldaki teknolojik ve demografik gelişmeler, değiştirilemeyecek bazı koşullar yaratmıştır. Daha sık nüfuslu yerleşim bölgelerinde varlıklarını devam ettirebilmek amacıyla zorunlu olan bazı ürünler için çok geniş bir iş paylaşımı ve daha merkezileştirilmiş üretim mekanizması gereklidir. Bireylerin veya küçük grupların kendine yetebildiği – geriye bakıldığında bize cennet gibi görünen- o zamanlar artık geri gelmemek üzere geçmişte kaldı. Bugün insanların üretim ve tüketim yapan dünya topluluğu olduğunu söylemek pek fazla bir abartı değildir.</p>
<p>Şimdi geldiğim nokta, bugün yaşanan krizin nedenlerini kendimce kısaca açıklayabileceğim noktadır: Bireyin toplumla ilişkisi. Birey, topluma bağımlılığının her zamankinden daha fazla bilincindedir. Fakat o, bu bağımlılığı olumlu bir yön, canlı bir bağ, koruyucu bir güç olarak algılamaz, aksine; doğal haklarına veya ekonomik varlığına bir tehdit olarak değerlendirir. Dahası, toplumda öyle bir konumu vardır ki, yapısının bencil itkileri sürekli öne çıkarken, doğasında var olan sosyal itkileri kademe kademe zayıflar. Toplumdaki yerleri ne olursa olsun, bütün insanlar bu bozulma sürecinin acısını çekerler. Bilinçsizce kendi bencilliklerinin mahkûmu olurken, kendilerini güvensiz, yalnız ve hayatın saf, sade ve el değmemiş güzelliklerinden mahrum hissederler. İnsan, yalnızca toplum içinde o kısa ve tehlikeli hayatın anlamını bulabilir.</p>
<p>Kapitalist toplumun bugünkü ekonomik karmaşası bence bütün kötülüklerin gerçek kaynağıdır. Önümüzde kocaman bir üretici topluluk var; üyeleri ise kaba kuvvetle değil de yasal yollarla koyulan kanunlara tam uyum içinde ortak ürettikleri ürünü birbirlerine vermemek için durmaksızın çabalıyorlar. Bu bağlamda, üretim araçlarının -tüketim maddeleri ve ana malın üretilmesi için gerekli olan bütün üretim kapasitesi- yasal olarak ve çoğunlukla kişilerin özel mülkleri olabileceği ve olduğu gerçeğini görmek gerekmektedir.</p>
<p>Sözlerimin daha net olması için, üretim araçlarına sahip olmayan kişilere “emekçi” diyeceğim -aslında bu, kelimenin alışılmış kullanımına pek uymuyor olsa da. Üretim araçlarının sahipleri, emekçilerin iş gücünü satın alabilecek bir konumdadır. Üretim araçlarıyla emekçi, kapitalistin malı olacak yeni mallar üretir. Bu süreçte önemli olan nokta, gerçek değeriyle ölçüldüğünde emekçinin ürettiği ve karşılığında aldığı para ilişkisidir. İş anlaşması “serbest” olduğu sürece, emekçinin aldığı parayı, ürettiği malın gerçek değeri değil, en düşük düzeydeki ihtiyaçları ve iş için yarışan emekçilerin sayısıyla ilintili olan kapitalistin işgücü için istedikleriyle belirlenir. Emekçinin ücretinin (ekonomik) teoride bile ürettiği malın değeriyle belirlenmemesi çok önemli bir noktadır.</p>
<p>Özel sermaye, kısmen kapitalistler arasındaki rekabetten, kısmen de teknolojik gelişmelerin ve işgücü dağılımının artmasıyla küçük üretim bölgelerinin yok edilmesi pahasına büyüklerinin açılması nedeniyle birkaç kişide toplanmaya eğilimlidir. Bu gelişmelerin sonucu olarak inanılmaz güçlü bir özel sermaye oligarşisi oluşur ve demokratik olarak örgütlenmiş toplumlar tarafından bile etkin olarak denetlenemez. Yasama kurulunun üyeleri politik partiler tarafından seçildiği için ve bunlar pratik amaçları için seçmeni adaydan ayırabilecek etkiye sahip olan kapitalistler tarafından beslendikleri için olay budur. Sonuç olarak, halkın temsilcileri aslında nüfusun ayrıcalıklı olmayan kesiminin çıkarlarını yeterince koruyamazlar. Dahası, bu koşullar altında, kapitalistler doğrudan ya da dolaylı olarak basın, radyo, eğitim gibi başlıca iletişim kaynaklarını da ellerinde tutarlar. Bu sebepten, vatandaşın nesnel sonuçlara varması ve kendi politik haklarını kullanabilmesi çok zor; hatta birçok durumda da imkânsız olur.</p>
<p>Sermayenin özel sahipliğine dayanan bir ekonomideki durum, iki temel özellikle belirlenir: Birincisi, üretim araçlarının (sermayenin) özelleştirilmesi ve sahip olanların isteğine göre kullanması, ikincisi de iş anlaşmasının serbest olması. Bu açıdan, doğal olarak saf kapitalist bir toplum yoktur. Uzun ve zorlu politik mücadelelerden sonra emekçilerin, bazı işlerde nispeten daha gelişmiş bir “serbest iş anlaşması” elde ettikleri göz ardı edilmemelidir. Fakat bir bütün olarak ele alındığında bugünün ekonomisinin “saf” kapitalizmden pek bir farkı yoktur.</p>
<p>Üretim, kar için vardır -kullanım için değil. Çalışabilen ve bunu isteyen herkes iş bulacaktır diye bir koşul yoktur; “işsizler ordusu” her zaman var olmuştur. Emekçi sürekli işini kaybetme korkusu içindedir. İşsizler ve düşük ücretli emekçiler kazanç sağlanabilecek bir pazar olmadıkları için, tüketici mallarının üretimi kısıtlanır, böylece büyük kıtlıklar doğar. Teknolojik gelişme insanların iş yükünü azaltacağına, daha fazla işsizliğe neden olur. Kapitalistler arasındaki rekabetle birleşen kar güdüsü, sermayenin toplanmasında ve kullanılmasında dengesizliğe yol açar; bunun sonucu da tehlikeli ekonomik çöküşlerdir. Sınırsız rekabet inanılmaz bir emek israfına ve daha önce söz ettiğim gibi insanların toplum bilincinin felce uğramasına yol açar.</p>
<p>İnsanların bu şekilde felce uğratılmasını kapitalizmin en kötü yönü olarak kabul ediyorum. Bütün eğitim sistemimiz bu kötülüğün acısını çekiyor. Öğrenciye, abartılmış bir rekabet hissi aşılanıyor ve açgözlü bir başarı tavrı mesleki geleceğine hazırlık olarak görülüyor.</p>
<p>Bu kötülüklerden kurtulabilmenin tek bir yolu olduğuna inanıyorum; sosyal amaçlarla yönlendirilmiş bir eğitim sistemi eşliğinde sosyalist bir ekonomi sisteminin yer edinmesidir. Bu tür ekonomide, üretim araçlarına toplum sahiptir ve kullanımını kendileri planlayacaktır. Toplumun ihtiyaçlarına göre üretim yapılan planlı ekonomi, işi; onu yapabilecek insanlara dağıtacak ve her erkeğin, kadının ve çocuğun geçimini garanti altına alacaktır. Doğuştan gelen yeteneklerinin geliştirilmesine ek olarak, bireyin eğitimi, bugün olduğu gibi gücün ve başarının yüceltilmesi yerine, onda diğerlerine karşı sorumluluk hissi yaratmaya yönelik olmalıdır. Her şeye rağmen, planlı ekonominin henüz sosyalizm olmadığını hatırlamakta yarar var. Böyle bir planlı ekonominin, bireyin tamamen köleleştirilmesiyle yürümesi de olası. Sosyalizm çok güç bazı sosyo-politik sorunların çözümünü gerektirir: Politik ve ekonomik gücün yaygın şekilde merkezileşmesiyle, bürokrasinin kendinden emin ve tek güçlü olması nasıl engellenebilir? Bireyin hakları nasıl korunabilir ve böylece bürokrasinin gücüne karşı demokrasinin dengeleyici güç olması nasıl sağlanabilir? Yaşadığımız bu değişim çağında sosyalizmin amaç ve sorunlarını açıklığa kavuşturmak büyük önem taşıyor. Bu sorunların bugünkü koşullarda açık ve engelsiz tartışılması her zaman geçerli bir tabu olduğundan bu derginin kurulmasını çok önemli buluyorum.</p>
<p><em>Kaynak: Makale Mayıs 1949’da ilk sayısını çıkartmış olan “Monthly Review” adlı dergide &#8220;Why Socialism&#8221; (Neden Sosyalizm) başlığıyla yayınlanmıştır.</p>
<p>Yazan: Albert Einstein</em></p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kozmikbeyin.wordpress.com/33/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kozmikbeyin.wordpress.com/33/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kozmikbeyin.wordpress.com/33/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kozmikbeyin.wordpress.com/33/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kozmikbeyin.wordpress.com/33/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kozmikbeyin.wordpress.com/33/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kozmikbeyin.wordpress.com/33/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kozmikbeyin.wordpress.com/33/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kozmikbeyin.wordpress.com/33/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kozmikbeyin.wordpress.com/33/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kozmikbeyin.wordpress.com/33/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kozmikbeyin.wordpress.com/33/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kozmikbeyin.wordpress.com/33/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kozmikbeyin.wordpress.com/33/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=33&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2010/10/21/neden-sosyalizm-albert-einstein/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f0ca9cb2a1e7963c1185561f7cbdb645?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">kozmikbeyin</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Açık Fikirlilik</title>
		<link>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2010/08/02/acik-fikirlilik/</link>
		<comments>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2010/08/02/acik-fikirlilik/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Aug 2010 18:59:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kozmikbeyin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Analitik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://kozmikbeyin.wordpress.com/?p=30</guid>
		<description><![CDATA[Başkaları tarafından açık fikirli olmanın dikte edilmesinin, bazı bilimsel olmayan kavramlara inanmayanlar arasında fazlasıyla yaygın karşılaşılan bir tecrübe olduğu görülüyor. Bu tavsiyeler, açık fikirliliğin ne olduğunun yanlış anlaşılmasından kaynaklanan, oldukça kusurlu bir düşünme şekline dayalıdır. Açık fikirli olmak temelde yeni fikirleri dikkate almaya istekli olmaktır. Bilim açık fikirliliği destekler ve ondan beslenir çünkü var olduğumuz [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=30&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başkaları tarafından açık fikirli olmanın dikte edilmesinin, bazı bilimsel olmayan kavramlara inanmayanlar arasında fazlasıyla yaygın karşılaşılan bir tecrübe olduğu görülüyor. Bu tavsiyeler, açık fikirliliğin ne olduğunun yanlış anlaşılmasından kaynaklanan, oldukça kusurlu bir düşünme şekline dayalıdır. Açık fikirli olmak temelde yeni fikirleri dikkate almaya istekli olmaktır. Bilim açık fikirliliği destekler ve ondan beslenir çünkü var olduğumuz gerçekliği kavrama konusundaki ilerlememiz yeni fikirleri dikkate alma isteğimize bağlıdır. Elbette bilimsel bir keşif çoğu zaman tamamıyla yeni düşünme şekillerini gerekli kılar. Ancak bazı bilimsel olmayan kavramlara inanmamak sizi otomatik olarak açık fikirli yapmaz, hatta sizi yeni fikirlere kapatabilir.</p>
<p>Komşularımdan biri bir keresinde oturma odamdaki abajurun hareket ettiğini fark etti ve bunun bir hayalet olduğunu söyledi. Ona hayalet olmadığını söylediğimde “kanıt gözlerinin önünde” dedi ve inatçı, dar kafalı ve meraktan yoksun olduğumu söyledi. Küçük öfke patlaması bittiğinde, lambanın altındaki küçük ısıtıcı fanın düğmesine uzandım ve abajuru hareket ettiren sıcak hava akımını durdurdum. Aslında bu durumda merak duymayan komşumdu. Ani bir sonuca ulaşmış ve tüm alternatifleri yok saymıştı. Bir olayı, size aşikar gelen bir açıklaması olmadığı için doğaüstü olarak etiketlediğinizde, kaçınılmaz olarak kanıtları da yanlış yorumlar ve geçerli olmayan ilgisiz bağlantılar kurarsınız. Hangi açıklamanın uygun olduğu netleşmeden tüm alternatif açıklamaları yok sayarsınız ve bu da tam olarak dar kafalılığın tanımıdır.</p>
<p>Sözde doğaüstü kavramlar hakkında başkalarına açık fikirli olun diyen şahıslar, bu öğütlerine açıklanamadığını iddia ettikleri bir ya da daha fazla kişisel anekdotlarıyla eşlik ederler. Bu da bir diğer kusurlu yaklaşımdır. Deneyiminiz açıklanamıyorsa bile bu, hiçbir şekilde durumun doğaüstü olduğunu göstermez. Gösterdiği tek şey deneyiminizin açıklanamadığıdır. Açıklama yoksunluğunun doğaüstü güçlerin kanıtı olduğunu söylemek, aslında çelişkidir. Gerçekte komşumun söylediği: “Bir şeyi açıklayamıyorum, öyleyse onu açıklayabiliyorum” dur. Açıklanamayan sadece açıklanamayandır. Dahası, açıklayamadığınız bir olayı sizin açıklayamadığınızı söylemek makul iken, karşınızdakine onun da olayı açıklayamayacağını söylemeniz anlamsızdır. Çünkü dinleyicinizin sizin tanımladığınız olaylara bağımsızca erişebilme ya da hangi detayları atladığınızı, değiştirip çıkardığınızı araştırma imkanı yoktur. Şayet komşum abajurun hareketini açıklayamadığı için hayalet hikayesini kabul ettiğini başkalarına söylerse, ısıtıcı fan hakkında hiçbir bilgisi olmayan herhangi birisi nasıl onay verebilir ya da itiraz edebilir? Başkalarının sizin doğaüstü kavramlara değinen sözlerinize inanmasını beklemek gerçekçi değildir. Birinin tam benim önümde gözden kaybolduğunu görsem, tamamlayıcı delil olmadan birilerinden bana inanmasını beklemenin ne kadar mantıksız olacağını anlar ve kabul ederim.</p>
<p>Birisi bir keresinde, bilim insanlarının iddiaları kabul etmeden önce kanıt istemelerinin onları kabile büyücüleri kadar dar kafalı hale getirdiğini ifade etmişti. Kanıtı zorunlu kılan fikrin sizi dar kafalı yapması safsatadır. Yeni fikirleri dikkate almaya istekli olmak, onları kayıtsız şartsız kabul etmek anlamına gelmez. Örneğin sevdiğiniz bir kişi yaralı ve bilinci kapalı olarak yerde yatıyor olsa ve tamamen yabancı biri, yaranın üzerine ufaladığı takdirde ani iyileşme sağlayacak sihirli bir toza sahip olduğunu söylüyorsa, bu yabancının iddiasını öylece kabul mü edersiniz? Hakkında hiçbir şey bilmediğiniz bir maddeyi sevdiğiniz birinin açık yaralarına dökmesine izin vermemek dar kafalılık mı olur?</p>
<p>Hepimiz bazı şeyler hakkında kuşkucuyuzdur. Mehmet hayaletlerin varlığı konusunda kuşkucu değilse de, Ayşe öyledir. Bunun sebebi Ayşe’nin bu konulardaki hatalı delil ve mantıklarla olan deneyimlerinin ona kuşkucu olması için güçlü nedenler vermiş olması olabilir. Şimdi eğer Mehmet hayaletlerin ne olması gerektiğiyle ilgili kullanılmaya hazır bir tanım geliştirir ve geçerli bir kanıt ortaya koyarsa, Ayşe bir gün yeniden değerlendirip hayaletlerin varlıklarını kabul edebilir. Fakat şunu hatırlamak önemlidir ki Ayşe hayaletlerin var olmadığına dair bir şey söylemediği sürece, gerekçe talep ederek ya da dar kafalılık göstererek gerçeklere dayalı bir iddiada bulunmaz.</p>
<p>Benim dar kafalı paranormal bir probleme sahip olduğum hakkında kendi düzenbazlıklarını dile getiren bir grup insanı izledim. Dikkatle dinlemeye başladıklarında aslında sadece rasyonel olarak benimle ilişkilendirilen görüşleri benimsemediğimi fark ettiler. Örneğin bir şeye inanmadığımı söylediğimde, bunun doğru olamayacağını söylemiyorum, tüm söylediğim ona inanmam için ikna edici bir kanıt sunulmadığıdır. Şimdi birisi mantıksal olarak imkansız bir varlığı bana tarif ederse, o zaman hiçbir durumda X’in doğru olamayacağını söyler ve ifademi desteklerim. Fakat bu, abartmak ve bir diğer kişinin duruşunu yanlış tarif etmek için kullanılan klasik bir tartışma hilesidir. Bir kimsenin inanmama ifadesine bir şeyin doğru olamayacağı iddiası olarak yaklaşırsanız, bu tam da yapmakta olduğunuz şeydir. Eğer diğer insanların inançlarınızı paylaşmamasını kabullenmekte güçlük çekiyorsanız bu sizin için bir talihsizliktir çünkü etrafta pek çok farklı düşünce var. Fakat bu sefer de insanlarla konuşurken, sizden farklı şeylere inanan kişilerin bakış açınızda bir kayıp ya da karmaşa hissi yaratacağını biliyorsanız, bazı tetikleyici sözcükleri duyar duymaz yanlış çıkarımları onlara aşılamaya başlarsınız. Bu artık iletişim kurmadığınızı, sadece kendi önyargılarınızı sayıp döktüğünüzü gösterir ve gerçek anlamda dar kafalılıktır.</p>
<p>Yaşamım boyunca Tanrı’ya inanıp da reenkarnasyona inanmayan ve reenkarnasyona inanıp da tanrılara inanmayan insanlar tarafından açık fikirli olmam söylendi. Her iki grup da onlarla beraber şüphe duyduğumda mutlu olurken, onlara karşı şüphe duyduğumda mutsuz oluyorlardı. Bu şahıslar için açık fikirlilik onlarla aynı görüşte olmak anlamına geliyor gibi görünüyor. Ve açık fikirliliği, ilginç bir hikayesi olan herkesin desteksiz sözlerine inanmak olarak görenler de var. Bu insanlar çoğu zaman bilim hakkında şiddetli derecede kuşkucular ve bazı yorumları, zayıf kavrayışlarının nasıl olduğunu çabucak ortaya koyabiliyor. Bu da iki büyük ironiyi meydana getiriyor. Birincisi diğerlerinde eleştirdikleri kuşkucu tavrın aynısını kendi iddialarına göstermemeleridir. Diğeri ise kuşkuculuklarını sadece, aslen kuşkuculuğu tavsiye eden bir alan (bilim) için saklamalarıdır. Diğer bir deyişle kuşkuculuktan kuşku duymaktadırlar.</p>
<p>Yineleyecek olursak, açık fikirlilik bir şeylere inanmakla ilgili değildir. Yani yanınızdaki kişiden daha fazla paranormal olaya inanmak sizi daha fazla açık fikirli yapmaz, ancak bu davranış sizi kolay aldatılabilir olarak etiketleyebilir ve bazı insanların inanmamızı istediklerinin aksine, başkaları tarafından kolayca ikna edilmek bir erdem değildir. Kolay ikna olmanın bir erdem olduğunu ve kanıt talep edenlerin dar kafalı olduğunu söyleyenler hukuk mahkemesinde bir gün bile dayanamazlar. Bununla birlikte önyargısız bir kişi birden fazla açıklaması olan bir olayda ne yapar? Hapse atmadan önce birisinin suçluluğunu gösteren kanıt talep etmek dar kafalılık mıdır? Bu tür tutumlar gerçek dünyada bir an için bile ayakta kalamazlar.</p>
<p>Bahsettiğimiz her şey için kanıta ihtiyacımız olduğunu iddia etmek de abes olur. Bir arkadaşımız işteki bir gününden bahsettiğinde söylediklerini desteklemesini istemeyiz ve inanılmaz olaylardan bahsettikleri için film ve hikayelerden keyif almaktan vazgeçmeyiz. Bir kimse bir şeyi gerçek olarak kabul ettirmek için bizi ikna etmeye çalıştığında ya da bazı riskler alacaksak, geçerli bir kanıt talep etmek doğru iddiaları yanlış olanlardan ayırt etmemize yardımcı olur ve bu, yanlış iddialara inanmanın sağlığınıza ciddi şekilde zarar verebileceği bir dünyada paha biçilmez bir kabiliyettir.</p>
<p>Eleştirel düşünce açık fikirlilikle bağdaşmaz değildir. Tersine açık zihni teşvik eder. Geçerli kanıt talep etmek ara sıra zayıf desteklenmiş fakat yine de geçerli iddiaları reddetmeyi gerektirebilir. Bu iddialar için kanıtlar birikmeye başladığında, açık bir zihin bunları yeniden düşünmenize izin verir ve muhtemelen önceden doğru olarak kabul ettiğiniz yanlış fikirleri kafanızdan atar. Bu yaklaşım bilim tarafından da desteklenir. Ama açık bir zihniniz olup, bir şeyleri kabul etmeden önce az ya da hiç kanıt talep etmediğinizde, gerçeklik kavrayışınızı daha fazla şansa bırakmış olursunuz. Daha da kötüsü yanlış fikirleri eleştirel olmayan bir bakışla kabul eder ve zihninizi onlarla ters düşen herhangi bir şeye kapatırsanız, kanıt baskın olduğunda bile doğru fikirleri ayırt edemez ve kendi öğrenme kapasitenizi baltalamış olursunuz.</p>
<p>Sözde bilimsel ya da doğaüstü kavramlara inanıyorsanız bu sizin hakkınızdır. Kişisel sebeplerinizi bunlara inanmak için öne sürmek istiyorsanız, dinleyen herhangi kimsenin soruları olabileceğini ya da o kişilerin argümanınızda kusurlar bulabileceğini kabul ediyorsanız problem yok. Fakat hiç tanımadığınız kişileri hedef alma alışkanlığınız varsa, sırf bu kavramlara inanmadıkları için onların yetersiz olduklarını düşünüyorsanız ve eğer muhalif kanıtı ve karşı argümanı düşünmeden reddediyor fakat diğerlerinden sizin argümanınızı kabul etmelerini talep ediyorsanız bu davranışlar sadece dar kafalı değil, kontrolcü, küstah, haddini bilmez ve aşırıdır.</p>
<p>Dahası, önemli bir düşünce ve davranış değişikliğinden veya risk almadan önce kanıt isteyen birine, kanıt istemenin makul olmadığını göstermeye çalıştığınızda, iddianız eleştirel düşünceyi es geçme eğiliminde olur ve bu aslında karşı tarafın daha az kanıt istemesi değil, sizin daha çok kanıt istemeniz gerektiği manasına gelmektedir.</p>
<p>Başkalarına açık fikirli olmalarını öğütlemeden önce, sizin dikkatlice düşünmeden reddettiğiniz ama yaygın olarak kabul edilen fikirleri düşünün. Başkalarına dağıttığınız tavsiyeye belki sizin daha çok ihtiyacınız olabilir. Şunu da unutmayın ki, fikirler karşısında onları kabul etmeden önce, az kanıt talep eden ya da hiç kanıt talep etmeyen açık zihin, çok sayıda saçmalığın içeri girmesine neden olacaktır. </p>
<br />  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/kozmikbeyin.wordpress.com/30/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/kozmikbeyin.wordpress.com/30/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/kozmikbeyin.wordpress.com/30/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/kozmikbeyin.wordpress.com/30/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/kozmikbeyin.wordpress.com/30/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/kozmikbeyin.wordpress.com/30/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/kozmikbeyin.wordpress.com/30/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/kozmikbeyin.wordpress.com/30/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/kozmikbeyin.wordpress.com/30/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/kozmikbeyin.wordpress.com/30/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/kozmikbeyin.wordpress.com/30/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/kozmikbeyin.wordpress.com/30/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/kozmikbeyin.wordpress.com/30/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/kozmikbeyin.wordpress.com/30/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=kozmikbeyin.wordpress.com&amp;blog=9214513&amp;post=30&amp;subd=kozmikbeyin&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://kozmikbeyin.wordpress.com/2010/08/02/acik-fikirlilik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/f0ca9cb2a1e7963c1185561f7cbdb645?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">kozmikbeyin</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
